ABD'de bu yıl düzenlenecek başkanlık seçimlerinde, Cumhuriyetçi Parti'nin başkan adayının belirleneceği ön seçim süreci yarın resmen başlıyor.
Bu yarışta yer alan isimler ise şöyle: Eski Massachusetts Valisi Mitt Romney, eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich, Texas milletvekili Ron Paul, Texas Valisi Rick Perry, Minnesota milletvekili Michele Bachmann, eski Pennsylvania Senatörü Rick Santorum ve ABD'nin eski Pekin Büyükelçisi Jon Huntsman.
Cumhuriyetçi kanatta, adaylar arasında şu ana kadar ''açık farkla öne çıkan'' bir isim bulunmuyor, bu da yarışı kızıştırıyor. Hatta adayların birçok konuda ''yetersiz kaldığı''na yönelik eleştiriler ve anketlerde ön sıralarda yer alan isimlerin sürekli yer değiştirmesi de bazı yorumcuların Cumhuriyetçilerin yarışını, ''en garip seçimlerden biri'' olarak nitelendirmesine neden oluyor.
Adaylara ayrıntısıyla bakıldığında, şu ana kadarki anketlerde çok büyük popülarite yakalayamasa da yine de en istikrarlı seyri Romney'nin gösterdiği görülüyor. 2008 yılında da başkanlık için yarışan Romney, koyu muhafazakar tabana sahip diğer adayların tersine ''ılımlı'' olmasıyla dikkati çekiyor. Ancak Mormon olması ve daha önce Massachusetts'de vali iken Obama'nın sağlık reformuna benzer bir tasarı geçirmesi gibi faktörler de göz önüne alındığında, özellikle bazı muhafazakar Cumhuriyetçi kesimler, Romney'ye şüpheyle yaklaşıyor ve onun gerçek bir ''muhafazakar'' olup olmadığı noktasında soru işaretleri taşıyor.
Yine de Romney, anketlerde hep ön sıralarda yer alması, politikalarında tutarlı bir çizgiyi yakalayabilmiş olması, ılımlılığı, şu ana kadar çok büyük bir gafa imza atmaması ve diğer adaylara karşı saldırgan üslup içermeyen, kendine güvenen bir imaj sergilemesi gibi faktörler bir arada düşünüldüğünde, Başkanlık seçimlerinin sonucunu belirlemede kritik role sahip oldukları düşünülen bağımsızları etkileyebilme ihtimali taşıması nedeniyle bazı muhafazakar Cumhuriyetçi tarafından bile, yine de ''Obama'ya rakip olabilecek en makul aday'' olarak telaffuz ediliyor.
''Kim hakiki muhafazakar yarışı''
Muhafazakarların Romney'ye yönelik kararsız yaklaşımı nedeniyle bu kesimleri kendi yanlarına çekmek isteyen diğer adayların ise kendilerini daha çok ''en Romney olmayan'' ve ''en hakiki muhafazakar'' şeklinde tanımlamaya çalıştıkları görülüyor.
Bu noktada, son dönemde Gingrich ön plana çıkmasına rağmen, daha sonra hakkında yayımlanan olumsuz reklamlarla popülaritesi biraz etkilendi. Siyasette uzun yıllar yer alan Gingrich'in bu noktada ''tecrübe'' bakımından artısı, ''yıpranma'' ve ''Washington siyasetçisi'' imajıyla eksisi bulunuyor. Parti'nin muhafazakar kesimleri arasında başı çeken Gingrich, ''egosu yüksek ve uzlaşmaz olmakla'' eleştiriliyor ve aile hayatında geçmişte yaşanan sorunların da kendisini zorlayabileceği belirtiliyor.
Adaylığını ilk açıkladığı günlerde anketlerde iyi bir performans sergileyen Rick Perry ise artık güçlü bir aday olarak görünmüyor. Özellikle televizyonlarda yapılan tartışma programlarından birinde, Başkan olması halinde kapatacağı bakanlıklardan birini hatırlayamaması, Perry'nin başkanlık yarışındaki belki de en büyük hatalarından biri oldu.
Üçüncü kez başkanlığa aday olan Ron Paul'ün aslında kendine has bir kitlesi halihazırda bulunuyor. ''Liberteryen'' eğilimli Paul'ün her ne kadar son dönemlerde yıldızı parlamaya başlamasına ve Iowa'ya ilişkin anketlerde ikinci sıraya kadar yükselmesine rağmen, birçok görüşü ''marjinal'' bulunuyor. Örneğin Paul'ün, ABD'nin denizaşırı ülkelere her türlü müdahalesine karşı olması, İsrail de dahil olmak üzere dış yardımların kesilmesini istemesi, İran'ın ABD'nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturmadığı gibi görüşleri, partisi içinde yoğun tepkiler alıyor.
Koyu muhafazakar Çay partisi hareketinin önde gelen isimlerinden Minnesota milletvekili Michele Bachmann, ilk televizyon tartışmalarındaki başarılı performanslarıyla ilgi toplasa da şu aralar listenin gerilerinde kaldı.
Adaylardan eski Pennsylvania Senatörü Rick Santorum ise sosyal muhafazakar görüşleriyle dikkati çekiyor, ama anketlerde, Iowa'ya ilişkin son anket hariç, çok fazla yükselemediği görülüyor.
Aslında ''ılımlı'' bir isim olarak görülen ABD'nin eski Pekin Büyükelçisi Jon Huntsman da parti seçmenine hitap edebilmek için her ne kadar muhafazakarı ''oynamaya'' çalışsa da Obama yönetimi altında büyükelçilik yapmış olması ve başkent dışında fazla tanınılırlığının bulunmaması nedeniyle seçimlerde çok fazla şans tanınan isimlerden değil.
''Yarışabilecek bir isim mi'' yoksa ''gerçek muhafazakar mı''
Adaylara bakıldığında Cumhuriyetçilerin, aslında 2012 Başkanlık adaylarını seçerken, ''Romney'' mi, ''Romney olmayan'' mı, başka bir ifadeyle ''gerçek bir muhafazakar başkan adayı'' mı, yoksa ''Obama ile yarışabilecek bir başkan adayı'' mı istedikleri yorumlarına neden oluyor.
Nitekim anketlere bakıldığında da özellikle Romney'yi istemeyen muhafazakar kesimlerin her defasında yeni bir adaya yöneldiği görülüyor, ama henüz üzerinde uzlaşabildikleri bir ''muhafazakar'' aday da bulunmuyor. Aslında bu durum da yorumculara göre Romney'ye avantaj sağlıyor. Çünkü Romney'yi istemeyen muhafazakar oyları farklı adaylara bölünürken, Romney ılımlı ve kararsızları toplayarak, diğer adaylardan daha fazla oy alma şansına sahip. Romney'nin bu şansını ne kadar kullanabileceği gelecek günlerde belli olacak, ama medya çevrelerinde geçen haftalarda ''zayıf bir şekilde önde giden'' ve ''liderliği kırılgan'' görünen Romney'nin, şu aralar ''gerçek bir aday'' konumuna yükselmeye başladığı da dikkatlerden kaçmıyor.
Bunun yanında, adaylar arasında en fazla maddi destek toplayabilen ve başkanlık yarışı boyunca yarışı maddi olarak yürütebilecek gibi görünen kişi de Romney olarak düşünülüyor.
TV tartışmaları ve medyanın gücü
Öte yandan, Cumhuriyetçilerin başkanlık yarışında, seçmenleri etkilemede, eyaletlerdeki kampanyalar, seçim konuşmaları ve TV reklamlarının yanı sıra ve belki de bunlardan daha etkili olarak televizyondaki açık oturum tartışmaları karşımıza çıkıyor.
Adayların anket listelerinde yükselişleri veya düşüşlerinin, bu programlarda sergiledikleri performanslarla yakından ilintili olduğu görülüyor. Bu da seçmenlerin adayların yeterliliklerini görme açısından özellikle televizyon tartışmalarını dikkatle izlediğini gösteriyor. Nitekim, bu programların ardından günlerce gazete ve kanallarda adayların bu tartışmalardaki performanslarının tartışılması da bunda bir etken.
Örneğin Perry, bir programda, başkan olması halinde kaldırmak istediği bakanlıklardan birini bir türlü hatırlayamaması sonrasında düşüşe geçmiş ve tekrar eskisi gibi toparlanamamıştı. Gingrich ise aylar süren arka planda kalışını son zamanlardaki tartışma programlarındaki çıkışlarıyla 180 derece değiştirmiş ve adaylar arasında parlamaya başlamıştı.
ABD'de Obama'nın karşısına aday aranıyor
ABD'de Cumhuriyetçi seçmenler, 2012 Başkanlık seçimlerinde, ''gerçek bir muhafazakar başkan adayı'' mı, yoksa ''Obama ile yarışabilecek bir başkan adayı'' mı istediklerine karar vermeye çalışıyor.



















