ANALIZ - Enerji Üretiminde Kuraklik Tehdidi

Kurakligin tarim sektörü ve dolayisiyla gida üretim sistemleri üzerindeki tahribatinin yani sira enerji sektörüne de olumsuz etkileri var. Bu etkiler, sektördeki üretimin düsmesi ve buna bagli olarak fiyat artislarinda belirgin sekilde fark ediliyor Bu durumun baslica nedeni enerji sektörünün suya olan bagimliligi. Enerji ve elektrik üretimi açisindan pek çok asamada gerekli olan su, yakit üretimi, petrol ve gaz çikarilmasi gibi islemlerde de kullaniliyor Insan etkinlikleriyle degisen küresel iklimin ve yine insan faaliyetleri ile olusan çevresel tahribatin iç içe geçmesiyle artan kurakliklar ve bu kurakliklarin siddeti, günlük yasamamizi artik derinden etkiliyor Birlesmis Milletler raporlarinda ifade edildigi üzere, acil ve kapsamli önlemlerin alinmamasi halinde kuraklik, bir sonraki salgin olma riskini barindiran gizli bir küresel kriz durumunda

ISTANBUL -ÇAGLA VURAL- Dünya genelinde sicakliklar artiyor. Küresel düzeyde gerçeklesen bu isinma sonucu degisen iklim sartlari yasadigimiz ve bildigimiz dünyanin artik eskisi gibi olamayacagina isaret ediyor. Bu durumun en önemli göstergelerinden biri pek çok bölgede artan kurakliklar ve bu kurakliklarin siddeti.

Insan faaliyetleri nedeniyle degisen küresel iklim ve bununla birlikte meydana gelen asiri hava olaylarinin bir sonucu olarak sikligi artan asiri kurakliklar; su kaynaklarinin verimsiz kullanimi, ormansizlasma, yüksek miktarlarda gübre ve böcek ilaci kullanimi, asiri otlatma ve tarim için asiri su kullanimi gibi insan etkinlikleriyle daha da siddetleniyor. Birlesmis Milletler (BM) tarafindan ifade edildigi üzere, acil önlemlerin alinmamasi halinde kuraklik, bir sonraki salgin olma riskini barindiran gizli bir küresel kriz. BM Afet Riski Azaltma Ofisinin (UNISDR) 2021 yili için yayimladigi özel rapora göre, 1998 yilindan 2017’ye kadar gerçeklesen kurakliklarda tahmini olarak en az 1,5 milyar insan etkilendi, dünya genelinde ise en az 124 milyar dolarlik ekonomik kayip yasandi.[1] Raporda gerçek maliyetin belirtilen tahminlerden kat kat fazla olacagina da dikkat çekiliyor. Kurakligin çevresel, ekonomik, kültürel, sosyal ve saglikla iliskili etkileri göz önüne alindiginda maliyetlerin çok daha yüksek seviyelerde oldugunu düsünmek tabiidir.

Kurakligin tarim sektörü ve dolayisiyla gida üretim sistemleri üzerindeki olumsuz etkilerinin yani sira enerji sektörüne olumsuz yansimalari var. Bu etkiler, sektördeki üretimin düsmesi ve buna bagli olarak fiyat artislarinda belirgin sekilde fark ediliyor. Bunun en büyük nedeni enerji sektörünün suya olan bagimliligi. Sektörde çok fazla su kullaniliyor. Örnegin elektrik üretimi için barajlarda türbinler araciligiyla su kullaniliyor. Kurakligin, barajlardaki su seviyelerini düsürmesi, hidroelektrik türbinlerinin çiktisini azaltirken, suyu dogrudan kullanan hidroelektrik santrallerinde, yetersiz su seviyeleri enerji üretiminin azalmasi ve hatta durmasina yol açiyor. Bunun da ötesinde bu gibi durumlar zaten hidroelektrik santralleri nedeniyle zarar görme potansiyeli yüksek olan nehir ekolojisi ve balik habitatlari üzerinde daha da olumsuz etkilere neden oluyor. Enerji ve elektrik üretimi açisindan pek çok asamada gerekli olan su yakit üretimi, petrol ve gaz çikarilmasi gibi islemlerde de kullaniliyor. Tüm bu süreçler ve islemler için kullanilan su miktari gaz, kömür ve nükleer gibi yakita ve sogutma teknolojisine bagli olarak degisiyor. Kömür, gaz ve petrol gibi fosil yakitlardan ve nükleer santraller gibi fosil yakit olmayan kaynaklara bagli termal elektrik üretimi de sogutma için suya ihtiyaç duyar. Fosil yakitlar ve nükleer enerjide yogun su tüketimi gerekirken yenilenebilir enerjide bu seviyede bir ihtiyaç görülmüyor.

Böylece bugün agirlikli olarak kullanilan geleneksel enerji üretiminin pek çok farkli asamasinda tüketilen su, halihazirda kitlik riskiyle karsi karsiya olunmasina ek olarak siddetli kurakliklar nedeniyle su arzi için de tehditler olusturuyor. Bu duruma örnek olarak 2014-2017 yillari arasinda siddetli bir kuraklik dönemi geçiren Brezilya’nin güneydogusunda 2014-2015 yillarinda hidroelektrik üretimindeki önemli azalma gösterilebilir. Yine 2003’te Avrupa’daki termik ve nükleer enerji üretiminde gerçeklesen azalma dikkat çekicidir. Ülkemizde de örnegin Güneydogu Anadolu Bölgesi’nin 2021 yilinda önceki yillarin ortalamasina kiyasla yüzde 40 daha az yagis almasi Firat havzasindaki barajlari etkiliyor. Bölgede bulunan Karkamis Barajinda üretilen elektrigin bir yil öncesine göre yaklasik yüzde 53 azaldigi ifade ediliyor.

- Kuraklik enerji arzini düsürürken enerji talebini artiriyor

Kuraklik yalnizca enerji üretiminde azalislara sebep olmakla kalmiyor, ayni zamanda enerji talebini de artiriyor. Hava sicakliklarindaki artis ve yagislarin azalmasi tarimda ihtiyaç duyulan suyun sulama sistemleriyle giderilmesine yol açiyor. Ayrica kuraklik etkisiyle daha da artan sicakliklar klima gibi sogutma sistemlerinin kullanimini artiriyor. Yani sicakliklarin artisi sogutma için daha fazla güç talebine yol açiyor. Tabiatiyla bu durumda enerji arzi azalirken, enerjiye olan talep de artmaya basliyor. Böylece azalan üretim ve artan talep enerji sektöründe fiyat artislarinin gerçeklesmesine neden oluyor.

Hem dünyada hem de ülkemizde geleneksel enerji üretim sistemlerinin daha yogun kullanimi ve yenilenebilir enerji kullaniminin az olmasi bu durumla basa çikilmasini daha da güçlestiriyor. Kurakliktan dogrudan ve dolayli olarak etkilenen hidroelektrik santraller ve termik santrallerin su/su buhari gücü ihtiyacinin karsilanamamasi ve tam kapasite çalisamamasina neden oluyor. Enerji üretiminde gerçeklesen düsüs genellikle yenilenebilir enerji kaynaklari ve dogalgaz tüketimi ile enerji üretimi yapilarak telafi edilmeye çalisiliyor. Yenilenebilir enerji üretiminde yararlanilan dogal kaynaklarin kullaniminda yasanan herhangi bir dalgalanma ya da burada olusabilecek herhangi bir arizada, dogal gaz santralleri hazir bulunduruluyor ve enerji üretimindeki düsüs daha çok dogal gaz santralleriyle telafi ediliyor.

Bu durum bir baska sorunu gözler önüne getiriyor; karbon emisyonlarinda meydana gelen artis. Oysa kurakliklarin siklasmasi ve siddetlenmesine sebep olan iklim degisikligi ile mücadelede ülkemizde de oldugu gibi en önemli önceliklerden biri basta enerji sektöründe olmak üzere karbon emisyonlarinin azaltilmasi. Bu kapsamda genellikle ilk hedef karbon yogunlugu düsük enerji verimliliginin saglanabilmesi için temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklari kullaniminin artirilmasi olarak belirleniyor. En azindan elektrik enerjisi üretiminde yenilenebilir enerjinin payinin artirilmasi daha olasi görünüyor. Ülkemizde de 2000 yilindan sonra artis gözlenen yenilenebilir enerji yatirimlari ve üretimi; kurulu yenilenebilir enerji üretim kapasitesi bakimindan kisi basina düsen miktar olarak 2019 yilina kadar yükselmis olsa da, nihai toplam enerji tüketiminde bulunan yenilenebilir enerji payinda 2010 ve 2019 yillari karsilastirildiginda gerileme gerçeklesmistir.[2] Bununla birlikte üretimdeki yenilenebilir enerji payinin artirilmasi öncelik olarak belirlenmistir. Böylece hem jeotermal kurulu kapasitesinin hem de rüzgar ve günes kurulu kapasitelerinin yükseltilmesi hedefleniyor. Bu hedeflerin gerçeklestirilmesi gerek karbon emisyon oranlarinin düsmesi gerekse de Türkiye’nin enerjide disa bagimliliginin azaltilmasi açisindan önem tasiyor. Sürdürülebilir bir çevre yaklasimi ile sektörel bazda vergilendirme ve tesvik gibi uygulamalarla yenilenebilir enerji kaynaklari kullaniminin artirilmasi ve yesil teknolojilerin gelistirilmesi de elzem görünüyor.

Insan etkinlikleriyle degisen küresel iklimin ve yine insan faaliyetleri ile olusan çevresel tahribatin iç içe geçmesiyle artan kurakliklar ve bu kurakliklarin siddeti, günlük yasamamizi artik derinden etkiliyor. Hem azalan enerji üretimi ve artan enerji talebiyle hem de bagli olarak artan enerji fiyatlariyla birlikte fiziksel ve ekonomik maliyetler yükseliyor. Elbette yalnizca yenilenebilir enerji kaynaklarinin enerji üretimindeki payinin artirilmasi tüm sorunlara çare degil. Bireysel ve küresel düzeyde mevcut sorunlarla bas edilebilmesi için enerji tüketiminin de düsürülmesi gerekiyor.

En temelde dünya üzerindeki insan varliginin kitlesel bir yok olusa ugramamasi için küresel ölçekte risklere ve tehditlere sebep olan isinma ve iklim degisikligine yönelik devletler ve bireyler düzeyinde sorumluluk alinmasi hayati derecede önemli. Bu sorumluluklarin yerine getirilmesi en basta yenilenebilir enerji kaynaklarinin özellikle elektrik üretimindeki payinin artirilmasi ve enerji talebinin olabildigince azaltilmasiyla mümkün görünüyor. Pandeminin ilk döneminde düsen emisyon oranlari bunun en büyük göstergesi.

[Çevre, iklim degisikligi, çevresel güvenlik alanlarinda uzmanlasan Çagla Vural, Istanbul Medeniyet Üniversitesi Uluslararasi Iliskiler Bölümünde doktora çalismalarina devam etmektedir]

[1]https://reliefweb.int/sites/reliefweb.int/files/resources/GAR%20Special%20Report%20on%20Drought%202021.pdf

[2]https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Sustainable-Development-Indicators-2010-2019-37194

[3]https://www.aa.com.tr/en/energy/renewable/drought-causes-fall-in-turkey-s-hydro-power/12055 (8.07.2021).

[4]https://www.drought.gov/sectors/energy

[5]https://www.sciencedaily.com/releases/2020/06/200620141955.htm

[6]https://www.circleofblue.org/wp-content/uploads/2013/04/SenateEnergy_Webber-testimony_drought-and-energy.pdf

[7]https://www.wri.org/insights/more-water-shortages-mean-energy-investors-need-new-ways-manage-drought-risk

Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile