'At gözlüklü' kur tartışması

Nominal döviz kuru, bir yıl içinde değişmeden aynı kalırsa ne olur? Yüzde 10'luk bir enflasyon yaşadığımızı hesaba katarsanız, ulusal paramız reel olarak değerlenmiş olur.

 
Nominal döviz kuru , bir yıl içinde değişmeden aynı kalırsa ne olur? Yüzde 10’luk bir enflasyon yaşadığımızı hesaba katarsanız , ulusal paramız reel olarak değerlenmiş olur . Peki , paramızın reel olarak değerlenmesi sürecinde , bazı kesimlerce ülkemizde ne talep ediliyor yıllardır? Tabii ki , döviz kurunun yukarı ittirilmesi , yani ulusal paramızın kamu otoritesi eliyle değer kaybettirilmesi . Peki , ulusal paramızın reel olarak değerlenmemesi önemli ise neden enflasyonun düşürülmesi talep edilmiyor?
İş dünyasında iki ayrı kesim var . Bir kesim , geçmişte belli bir süre hükümete reformları yapması için talepte ve çağrıda bulunuyordu . Türkiye girişimcilerinin uluslararası rekabet gücünün artması için reformların çok önemli olduğunu savunan bu kesim , sonradan sesini azalttı . Çünkü özellikle kamuoyuna dönük açıklamalarla gündeme gelen bu tür talepler , Hükümetin canını sıktı . Özellikle hükümetteki eleştiriye tahammülsüzlük ; sadece eleştiri değil , sorunların çözümüne el atarak , birlikte davranarak işbirliği ile çözüm geliştiren kesimleri bile ‘saha dışına’ itti . Örnek mi? İşte TOBB . Hükümetin çözmesi gereken istihdam sorununu , ‘her üyesi bir kişiye işe alarak çözmediği için’ Başbakan’ın şimşeklerini çekince , daha düşük bir profile büründü TOBB .
İş dünyasının ikinci bir kesimi var . Bu kesim de , her nedense sorunları siyasi otoritenin çözmesi gerektiğinden çok , bürokrasinin , teknik kurumların çözmesini bekliyor . Suya sabuna dokunmadan , hükümeti kızdırmadan . Bunlar da , ya Hükümete yakın kesimler , ya da hükümetin hışmından korktukları için kurumları ‘dövmeye’ gücü yeten kesimler . ‘Hükümet iyi ama bağımsız teknik kurumlar kötü’ söylemindeler! Örnek mi arıyorsunuz? İşte Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmesi beklenen Merkez Bankası’nı , kurum olarak ‘dövme’ peşinde olan kesimlere bakın , aradığınızı bulacaksınız!
Bugünlerde yabancı paralar karşısında Türk Lirasının değer kaybettirilmesi talebi yeniden ısıtılıyor . Neden mi? İhracatın yüzde 60’ının yapıldığı Avrupa’nın ortak parası avro sert biçimde değer kaybetmeye başladı , ‘Yumurta kapıya geldi’ de ondan!
Ülkeye giren döviz fazlasını , yani yedi yılda 75 milyar dolarlık ( Son 12 ayda 10 milyar dolar ) döviz satın alan Merkez Bankası’nın daha fazla döviz satın alması gerektiğini , ülke sanayisini , ihracatçısını kurtarması gerektiğini savunan kesimler tekrar seslerini yükselttiler . Reformların hayata geçmesi , enflasyonun fiyat istikrarı seviyesinde kontrol altına alınması yok talepleri arasında . Sadece devlet eliyle döviz kurunun yukarı ittirilmesi ve kendi ‘hâsılatlarının’ arttırılmasını talep ediyorlar . Maliyetlerini , girdi fiyatlarını rekabetle aşağı çekecek koşulların sağlanması mı? Verimli işletme koşullarını sağlamak mı? Haksız rekabeti azaltmak için kayıt dışı ile mücadelenin yaşama geçmesi mi? Hayır , kâr bireysel ; zarara yaklaşınca devletten talep ediyorlar : ‘zenginlere sosyalizm , geri kalanlara kapitalizm’!



Merkez Bankası’nın yenileyerek güncellediği reel efektif kur endeksine ( yukarıdaki grafik ) bakılırsa ; Türk Lirası , gelişmekte olan ( ihracatta , mal satmakta rakiplerimiz ) ülkelere göre döviz kurunda rekabet kaybı yaratan görece bir değerlenme içinde değil . Sadece gelişmekte olan ülkelerin paraları gelişmiş ülke paralarına göre değerlenmiş . Biz de , haziran ayları itibariyle son 12 aylık ortalamalara baktık . İşte tablo şöyle :



2003=100 bazına göre , 2010 Haziran ayındaki son 12 aylık ortalama gösteriyor ki , sadece 3 . 28 puanlık düşük bir değerlenme söz konusu . Yedi yılda gelişmekte olan ülkeler arasındaki döviz kuru rekabetçiliğinde ülkemizin geride kaldığı söylenemez .
Türk Lirasının reel olarak değer kazanmasından şikâyet eden kesimlerin , son 5 yılda bu reel değerlenmeye katkısı olan yüzde 8-10 arasında seyreden enflasyonu da hedef tahtasına oturtmaları gerekir . Gelişmiş ülkelere göre paramız reel olarak değerleniyorsa bunun ardında sadece nominal döviz kuru değil , aynı zamanda ülkemizle diğer ülkeler arasındaki enflasyon farkı da vardır . Öyle ya , son beş yılda birikimli yüzde 51’lik bir enflasyonumuz varken , ABD’de yüzde 13 . 5 , G7’de yüzde 10 . 5 , Almanya’da yüzde 8 . 6 enflasyon gerçekleşti .
Ülkedeki yüksek enflasyon kaynaklı maliyet artışına , rekabet koşullarının maliyet kaynaklı kötüleşmesine , gelir dağılımının enflasyonla bozulmasına çıkan sesin tonu düşük , ama nominal kur seyrine müdahale edilsin diye bağıranların sesi yüksek çıkmaktadır . Durumun özeti budur!
Döviz kuru rejimini değiştirme ya da daha ‘keskin’ bir yönetilen kur patikasına sokmayı gerektirecek bir ‘yeni bir dünya dengesi’ söz konusu değildir . Türkiye , döviz kuru rejimini gözden geçirmeyi tabii ki yapabilecektir . Küresel krizin bugünkü koşullarında ; bizim gibi ürettiği malları gelişmiş ülkelere satma peşinde olan rakiplerimiz , kendi ulusal paralarına değer kaybını hızlandıran bir patikaya giriyorlarsa ya da döviz kuru rejimlerini değiştirip mevcut dengeyi bozuyorlarsa o gün masaya yatırılabilecek bir konudur bu .
Ama bugün , önce kendi bahçemizi temizleme günüdür .

Radikal
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile