'Bizim tarif etmemiz kadar kepazelik olamaz'

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Anayasada kadının kıyafetini öngören bir madde yok" diyerek türban tartışmasına katıldı. Arınç, "Bir bayanın başını nasıl örtmesi gerektiğini, ne kadar örtmesi gerektiğini bizim tarif etmemiz kadar kepazelik olamaz. Biz kadınları kategorize etmiyoruz, başı açıklar, başı kapalılar, onlar iyi, bunlar kötü. Çok ...

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Anayasada kadının kıyafetini öngören bir madde yok" diyerek türban tartışmasına katıldı. Arınç, "Bir bayanın başını nasıl örtmesi gerektiğini, ne kadar örtmesi gerektiğini bizim tarif etmemiz kadar kepazelik olamaz. Biz kadınları kategorize etmiyoruz, başı açıklar, başı kapalılar, onlar iyi, bunlar kötü. Çok kötü bir ayrımcılık olur" dedi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu'nda (RTÜK) bir toplantıya katılan Arınç, gazetecilerin sorularını yanıtladı.

"Başını açana veya kendisini bu şekilde ifade edene ne kadar saygı gösteriyorsak, başını şu veya bu şekilde örten kadına karşı da aynı saygıyı göstermemiz lazım" diyen Arınç, "Bir bayanın başını nasıl örtmesi gerektiğini, ne kadar örtmesi gerektiğini bizim tarif etmemiz kadar kepazelik olamaz. Biz kadınları kategorize etmiyoruz, başı açıklar, başı kapalılar, onlar iyi, bunlar kötü. Çok kötü bir ayrımcılık olur. Bunlar iyidir, bunlar kötüdür, bu alçakça bir yakıştırmadır" dedi.

"Hiçbir zaman böyle bir kategorizasyon içerisine girmedik ama bizim önümüze böyle bir madde getirildi" diyen Arınç, "Kim tarafından getirildiğini az çok bilirsiniz, çünkü onlar bugün bile öyle bir madde olsaydı iyi olacaktı diye konuşuyorlar. Alttan bağlanacak, perçem çıkacak, böyle olacak, bu kadına karşı en büyük saygısızlıktır. Biz onlara başını nasıl istiyorsan öyle ört deme noktasındayız. Umarım bu çok daha demokratik çok daha özgürlükçü bir yaklaşım olur" dedi.

Üniversitelerin türban tarihi

Arınç, soru üzerine 1998'e gelinceye kadar üniversitelerde de öğrencilerin kıyafetleriyle ilgili bir yasaklama ve kısıtlama olmadığını belirterek, "98'de YÖK Başkanının yazdığı yazıyla üniversitelerde kıyafet yasaklamaları görülmüştür. Bunun öncesinde 87'de, 89'da Anavatan Partisi'nin iktidarı döneminde iki defa kanun çıkarılmıştır. Bunlardan bir tanesi hatırlayabildiğim kadarıyla 'dini inanç sebebiyle baş örtülebilir' şeklinde bir hükümdü. SHP bunu Anayasa Mahkemesine götürdü ve Anayasa Mahkemesi bence de çok haklı bir kararla 'dini bir kural bir hukuk kuralı haline getirilemez' diye özetleyeceği bir hükümle bunu iptal etti" diye konuştu.

Turgut Özal döneminde "yürürlükteki mevzuata aykırı olmamak kaydıyla başını örtmek serbesttir" şeklinde ikinci kez yeni bir kanun maddesi yapıldığını, bu düzenlemeyi de SHP'nin Anayasa Mahkemesine götürdüğünü belirten Arınç, "Bugün CHP'nin yaptığını o zaman SHP yapıyordu" dedi.

"Bütün hukuk bilgimle söylüyorum ki Anayasa'da bir madde yok, kanunlarda bir madde yok, sadece bir talimatla o zamanın rektörleri yasakçı duruma düştüler" diyen Arınç, "Biliyorsunuz bu yasaklamalar karşısında Milliyetçi Hareket Partisi ve Adalet ve Kalkınma partisi, 3 yıl evvel birleştiler ve Anayasa'nın 10 ve 42. maddeleriyle ilgili yani kanun önünde eşitliği ve öğretim özgürlüğünü güçlendirmeyi amaçlayan bir anayasa değişikliği yaptılar. Meclisin yüzde 85'i buna 'evet' dedi. CHP oylamaya katılmadı, katılanlar 485 kişiydi; 411'i kabul oyu kullandı. 'Anayasa değişikliği oldu' diye sevindik ama içinde türbanın t'si bile yoktu. Ne anlaşılabiliyordu bu değişiklikten öğretim özgürlüğünde hiç kimseye kısıtlama getirilemez ve öğrenciler arasında ayrımcılık yapılamaz. Bunu oylamaya katılmayan CHP eski alışkanlığıyla Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi de şekil yönünden incelemesi gerekirken esasa girdi eski kararlarının benzeri bir karar verdi. Daha sonrasında çok orijinal çok ilginç bir gelişme yaşandı ve AK Parti hakkında Anayasa Mahkemesinde dava açıldı. Ortağımız olan bütün milletvekilleri de imza vermiş olan ve kabul oyu kullandığını da açıkça kabul eden Milliyetçi Hareket Partisi hakkında kapatma davası açılmadı. siyasi sürece bakarsanız, benim de milletvekili olduğum Refah Partisi, başörtüsünü savunduğu için kapatılmıştır" dedi.

Arınç, "AK Parti ve geçmişte diğer partilerin başörtüsü yasağına karşı çıkmaları anayasal bir suç olarak kabul edilmiştir ve laikliğe aykırı eylemlerin odağı olmakla partiler suçlanmıştır. Ama bu sadece belli partiler için bir suçlamadır. Maalesef başka partiler için bu hiçbir zaman suçlama sebebi olmamıştır. Eski zihniyet bugün olsaydı eminim Kemal Kılıçdaroğlu'nun sözleri karşısında Başsavcıyı harekete geçmeye davet ederlerdi ama Türkiye değişiyor. Türkiye artık yeni bir Türkiye. 26 maddelik anayasa değişikliğinin Türkiye önünde nasıl bir ufuk açtığını, özgürlüklere ve ileri demokrasiye karşı nasıl bir beğeni ve beklenti karşıladığını itiraf etmem lazım. Sayın Kılıçdaroğlu'nun kendi partisi içerisinde ne büyük zorluklar yaşadığını hissedebiliyorum ama yaptığı doğrudur. Artık garip olan, anlaşılmaz olan, dünyaya izah edemediğimiz bu yasaklardan kurtulmanın zamanıdır. Ama bu yasaklar madem anayasada, madem kanunlarda yok sadece birilerinin zihinlerinde vardır; ya onlardan kurtulacağız yani onlar artık bu konularda yasak kelimesini konuşmaktan vazgeçecekler ya da siyasi irade bu konuda onlara bakmadan kendi kararını verecektir" dedi.

"Biz bu işin mağduruyuz"

Bir yasal düzenleme ihtiyacının görülmesi halinde teklifin diğer partiler tarafından verilmesinde fayda olduğunu ifade eden Arınç, "Çünkü başörtüsü konusunu yıllardan beri savunan insanlar olarak biz bu işin mağduruyuz, bu mağduriyetimizi arkadaşlarımızın desteğiyle ortadan kaldırmak çok güzel bir şey olur, bundan da onur duyarız. Sayın Başbakan ne diyor; 'yollarına güller saçarız' diyor. Biz de onları alkışlarız. Siyasetçinin görevi toplumun sorunlarını çözmektir, toplumdaki insanların daha huzurlu yaşamasıdır. Umarım gelecek günler bunu gösterecektir. Ben şahsen Sayın Kılıçdaroğlu'nun da bir başkasının da arka planında ne düşündüğünü araştırma noktasında değilim. Ben niyet araştırıcısı değilim. Samimi ya da samimiyetsiz konusunda bir suçlamada bulunmak da bize yakışmaz ama iş eyleme dökülecekse, sadece konuşmada kalmayacaksa bu konuda harekete geçmesi gerekenler, geçmişte bu yasağı ısrarla savunanlardır" diye konuştu.

"Kılıçdaroğlu'nun söylemini olumlu buluyorum"

Bir gazetecinin başörtüsü tartışmalarının daha geniş çaplı olarak tartışılmaya başlandığını belirterek, konuya ilişkin görüşlerini sorması üzerine Arınç, "Bu konuda çok meşhur bir söz var, benim görüşüm bellidir. Bunu en iyi kullanması gereken de benim. Yıllardan bu yana bu konuda söylediklerim, tartıştıklarım, hatta çok önemli toplantılarda yaptığım konuşmalar belleklerde kayıtlarda vardır. Bunu tekrar gündeme getirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ancak Sayın Kılıçdaroğlu'nun bir süreden beri söylediği şekliyle yani başörtüsü üniversitelerdeki eğitim özgürlüğüne engel olmamalı. Bu konuda özgürlüklerden yanayım söylemini çok olumlu buluyorum" dedi.

Arınç, "Anayasada kadının kıyafetini öngören bir madde yok. Normlara baktığımız zaman hukuk normlarına yasakların veya serbestilerin ne olduğunu görebiliriz. Demokratik hukuk devletlerinde yasaklamalar istisnaidir, özgürlükler tamamen serbesttir ve önemli olan budur. Dolayısıyla bir şey yasak ise bunun hukuk normlarında gösterilmesi lazım" diye konuştu.

Arınç, "Anayasamızın ne 61'de ne 82 Anayasasında kadınların kıyafetlerini düzenleyen bir maddesi yoktur, olmaması da doğaldır. Eğer böyle bir şey olsaydı bunun üzerine çok tartışırdık. Bunu demokratik bulmazdık, özgürlükler için bir tehlike olarak görebilirdik. Anayasadan sonra kanunlar geliyor, hiçbir kanunda ve o kanunların hiçbir maddesinde de bunu düzenleyen bir madde bulamazsınız, sonra yönetmelikler gelir, tüzükler gelir yönergeler gelir ve diğerleri. Anayasa normunda ve kanun normunda bir yasaklayıcı hüküm bulunmamaktadır. Geçmişten bu yana inkılap kanunları olarak bildiğimiz kanunların içerisinde de kadınların kıyafetlerini düzenleyen hiçbir düzenleme yoktur" dedi.

İki düzenlemenin olduğunu hatırlatan Arınç, "Bir erkeklerin memurların şapka takmasıyla ilgili, bir diğeri de dini reislerin ulemanın, ruhani reislerin kıyafetleri nerede giyebilecekleri konusunda ne Atatürk döneminde ne ne sonrası cumhuriyet döneminde ne çok partili siyasi hayatımızda ne de bugün, kadınların kıyafetleriyle ilgili bir düzenleme hukuk normları içerisinde bulunmamaktadır" dedi.
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile