Kılıçdaroğlu: Gül diyet borcunu ödüyor

CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında Cumhurbaşkanı Gül'e ağır eleştirilerde bulundu. Kılıçdaroğlu, "Noter bile önüne gelene bakar hata var mı yok mu diye. Herkes imzalayacağını biliyordu. Diyet borcunu ödeyenlerin zaten yapacağı başka bir şey yoktur" dedi.

Kılıçdaroğlu Erdoğan'ı sert sözlerle eleştirirken, "Başbakan, ‘Tunus, Filistin, Mısır'ın derdi bizim derdimiz’ diyor. Ne güzel. Peki Irak’ta yapılan tecavüzler varken niye çıkıp dertlenmedin. ABD'li askerler müslüman kadınlara tecavüz ederken, sen çıkıp Amerikalı askerlere başarılar diledin” dedi.

Soner Yalçın'ın yanında olduklarını söyleyen Kılıçdaroğlu Oda TV'ye yapılan baskını 'nerede bu Ergenekon örgütü gidip üye olacağım?' sözleriyle eleştirdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın yargı ile ilgili sözlerine tepki gösteren CHP lideri, 'Sen kimsin ki hukuk dersi veriyorsun' diye konuştu.

Kılıçdaroğlu'nun yaptığı açıklamalar şöyle:

AYNAYA BAKSINLAR

Bu kadar gündemi değişen başka bir ülke var mıdır diye sorsalar. Olduğu kanısında değilim derim. Nerede, ne zaman, ne olacağı belli değil. Böyle bir gündem içerisinde yurttaşın sağlıklı haber alma hakkını elinden alıyoruz. Bir olay oluyor, daha o olayı hazmetmeden başka bir olay gündeme geliyor. Ve ne yapacağınızı bilemiyorsunuz. Ve biz halkın gerçek gündemini yakalamakta zorlanıyoruz. Adana'da geçen hafta Cumartesi günü işsizlikle ilgili bir anket yaptık. İşsizliğin en yoğun kent Adana çünkü. 39500 işçi çalışırken, işinden olmuş. Fabrikaların bacaları tütmüyor. Miting alanında bile pek çok insan elime kağıt tutuşturuyor, çocuklarıma iş bul, evde huzur kalmadı diye. İktidar bunların karşılığında üç maymunu oynuyor. Görmüyor, duymuyor, bilmiyor. Ekonomi ne için var? İnsan için var. İnsanın mutlu olmadığı bir ekonomi olur mu? İşsizliğin sonucu nedir? Huzurlusuzluk dedim ama... Onun başka yansımaları da var. Gelirin olmadığı evde, bakkal da iş yapamayacak. Asgari ücretin altında çalışmaya hazır milyonlar var. İşsizlik kader değildir. Adana. Bereketli topraklar üzerinde diye romanlar yazılırdı. Ben her seferinde diyorum. Bu AKP bereketsiz bir parti. Kendilerini bereketli görüyorlarsa gitsinler bir Adana'ya baksınlar. Sonra da aynaya baksınlar.

İNSANLARI PERİŞAN ETTİNİZ

Beyefendi tesis açıyormuş. Git bir de Adana'da tesis aç bakalım. Kaç fabrika kapandı orada! Danışmanların gitsin de bir incelesin. Adanalılara şunu sordum, ekonomi ve ülke yönetiminde CHP ve AKP arasında ne fark var? Merakla beklediler yanıtı. Dedim ki AKP bu ülkenin rantlarına talip oldu, biz sizin dertlerinize talip oluyoruz. Bu dediklerimi tespit etmek istiyorsanız AKP'lilerin yedi sülalesine bakın nerelere geldiler. Bir şey de daha emin oldum. Halk işsizlikten bunalmış durumda. Laf olarak söylerdik. Ama bundan sonra işsizliği daha fazla dile getireceğiz. Ve Adana sadece kapanan fabrikalar açısından bir Adana değil. Tarlalar da ekilmiyor. Narenciye üreticisi perişan vaziyette. Başbakan'ın derdi narenciye üreticisi değil ki, devleti ele nasıl geçirip imparatorluğumu kurarım derdinde. Ekonominin 'e'sini bilmeyen bir Başbakan bu ülkeyi yönetmeye talip oluyor. 10 yılda 15 milyon genç yarattık diyorduk. Övünüyorduk. Şimdi onlar övünsünler. 8 yılda 8 milyon yoksul yarattık diye övünsünler. Niye bu insanları perişan ettiniz? Ne yaptınız siz?Adana'da iki üç üniversite daha gerekli. Araştırma geliştirme daha fazla olmalı. Fabrikaların bacaları tütmeli.

YÜRÜTMENİN EMRİNDE YARGI VAR

Avrupa'nın genişlemeden sorumlu üyesi Sayın Füle ile geçen hafta birlikteydik. Kendilerine anayasa değişiklikleri sırasında yapılan değişikliklerin Türkiye'yi AB'ye yakınlaştıracağını söyleyip destek sözü vermişlerdi. Dedim ki sizin desteğinizle o anayasa geçti, Yargıtay Danıştay yasaları da geçiyor. Artık yürütmenin emrinde yargı var. Herhalde AB'ye yaklaştık. Bize uzlaşma sözü vermişlerdi dedi. Güldüm. Evet, sözleri var size, zamanında bize de vardı. Cumhurbaşkanı seçerken uzlaşarak seçeceğiz, geldiler mi gelmediler. siz eğer size söz verildiyse, sorun bakalım bu sözlerinde niye durmuyorlar. Avrupa'nın etik değerleri önemlidir. Yalan söyleyeni affetmezler. Siz Türkiye'yi reddetmek istemiyorsunuz. Bir gün dönüp bakacaksınız Bu Türkiye AB'ye giremez diyeceksiniz. Türkiye'de insanlar telefonlarıyla rahat konuşamıyorlarsa sorumlularından biri de AB'dir, buradan açıkça söylüyorum.

Madem ki size yaklaştırıyor bizi, herhangi bir AB ülkesinde bu değişiklikleri kendi parlamentolarında gündeme getirsinler. Tasarı olarak getirsinler, ben çıkıp evet diyeceğim. Bu değişikliği tasarı olarak hiçbir AB üyesi kendi parlamentosuna getiremez. Sayın Füle'ye size söz verdiler ama ben söyleyeyim. Yargıtay ve Danıştay dinlenmedi, görüşlerini almadılar. STÖ'lerin de görüşlerini almadılar. Kim bilir her şeyi, Sayın Recep Tayyip Erdoğan her şeyi bilir. Mecliste bizim milletvekillerin konuşma süresini sınırlandırdılar. Bir önerge hakkı verdiler, ikincisini veremezsiniz dediler. Zulüm değil mi bu, böyle bir anlayış olabilir mi? Onun için söyledim. Türkiye'nin geldiği bu noktadan sorumlu olanlardan biri de AB'dir. AB yetkilileridir.

NOTER BİLE İMZALAMADAN ÖNCE BAKAR

Davranışını bu kadar da olmaz dediğimiz kişi Sayın Cumhurbaşkanı. Tasarı geldi, imzaladı. Noter bile önüne gelene bakar hata var mı yok mu diye. İnsaf diye bir şey var. Danışmanları iyi rapor vermiş. Cumhurbaşkanı uzlaşma kültürünün gelişmesine katkıda bulunacak. Tarafları dinleyecek, çağırıp Başbakana niçin bu acele, şu Yargıtay'ı Danıştay'ı dinleseydiniz demesi gerekmez miydi?

"DİYET BORCUNU ÖDÜYOR"

Gerçi herkes imzalayacağını biliyordu. Diyet borcunu ödeyenlerin zaten yapacağı başka bir şey yoktur. Demokrasiyi demokrasi yapan kurumlarıdır. Örnek vereceğim. Eğer seçim demokrasiyi demokrasi yapsaydı, en ileri seçim demokrasisi demokrasi olsaydı, Mısır olurdu. Mübarek yüzde 87 ile gelmişti. Hitler'in ülkesi olurdu. Yasama yargı yürütme ve medya görevini yapıyor demektir. Bizde görevini yapan yürütme var, yasama yürütmenin emrinde. Başkan usulen başkan. Ne demek bu? İşini yap yoksa seni oradan alırım demektir. Açıkça tehdittir. Bu tehdidi meclis başkanları yuttular. Konuşurlarsa oradan olacaklar. Yargı neydi tarafsızdı. Artık yargı bağımlı ve taraflıydı. Hakim benim istemediğim karar mı verecek. Değiştirin bunu. Bu mudur demokrasi. Ve medya, konuşamayan yazamayan medya. Hangi demokrasiden bahsediyoruz. İntihar eden vatandaşı 8 sütün olarak haber yapan medya. Baskılara direnemeyen, korkmadan ayağa kalkamayan medya. Alman rahibin dediği gibi: "Sırayla götürdüler, sesimi çıkaramadım. Sıra bana geldiğinde, sesini çıkaracak adam yoktu." Korkmayacağız, birlik olacağız, geçmişte hangi partiye oy vermiş olursa olsun, bütün vatanseverleri görev başına çağırıyoruz.

“ÖZGÜRLÜK EN ÇOK TELAFFUZ EDECEĞİMİZ LAF OLACAK”

Haber yazanı işinden at diyorsun, atıyorlar. Adam trompetçi, bir konsere gidecek. Adamı içeri alıyorlar, neymiş başbakanı protesto edecekmiş. Eskişehir'de geziyorlarmış kaldırımda, protesto edecekler diye toplayıp içeri alıyorlar. Bunun adı ileri demokrasi oluyor. Daha benzer pek çok olay var. Hepimiz biliyoruz, bilmemiz yetmiyor, bilmeyenlere anlatmamız lazım. Her bireyin özgürlük hakkı olduğunu söylememiz lazım. Özgürlük önümüzdeki aylarda en çok telaffuz edeceğimiz laf olacak. Her türlü baskıyı kurarak. Baskıyı yargı aracılığıyla uygulayacaklar.

Hukuk herkes içindir. Hukukun makamı olmaz. Hukuk insan içindir. Başbakanın kafasında böyle bir algı yok. Ona göre Başbakan tartışılamaz, hakkında dava bile açılamaz, başbakan eleştirilemez. Öyle alışmış, öyle alıştırılmış. Böyle olunca ne oluyor. 8 Ocak 2008 Sayın başbakan AKP grubunda toplantı yapıyor. Şahsımla alakalı dava açıldı diyor, düşünebiliyor musunuz diyor. İnsan hakları nerede sen nerede. Sen saygılı olsaydın, yasadışı telefon dinlemelerinden medet umup bunlar yasadışıdır bunları kullanmazdın. Başkaları senin konuşmalarını yayınlayınca onları doğruca Silivri'ye gönderiyorsun.  İnsanlar darbe planları yapıyorlarmış. Hangi anlayışla bir darbe. Kimse suçluyu korumuyor. Ama sen aynı olay dolayısıyla yan yana bile gelmemiş insanları aynı potaya koyup nasıl baskı uygularız düşünüyorsun.

Senin vekilin bu dosyayı inceliyor. Sen ne yaptın. Senin bakanın Erzurum’a, Erzincan’a telefon edip tutukladıklarınızı serbest bırakın diye. Onların her şeye hakları var. Biz eleştirdik mi yargıya müdahale edilir mi diyorlar. Sen bir sürü hukuksuz iş yapacaksın. Altına imzanı atacaksın ve bunun adına ileri demokrasi diyeceksin.

“SEHVEN YÜKLEME KİME YAPILACAKTI”

Birdenbire 100 kadar kişiyi tutuklama kararı verdiniz. Tutuklanacak kişinin avukatına söz verilmiyor. Ben re'sen tutukladım diyor. Böyle bir anlayış olabilir mi? ve adam yurtdışında hakkında karar var, gelip buyurun ben geldim diyor. Eğer delilleri karartacak, yok edeceklerse hayır. Peki yarın bunlar beraat etti, belgelerin büyük kısmının sahte olduğunu hepimiz biliyoruz. Teğmen kardeşimiz vardı ya, efendim biz başka gerekçeyle, sehven yaptık diyoruz bu işi. Asıl kimin için yapacaklardı? Sorulması gereken soru bu. Demek ki başka birine niyetlendiniz, oraya düştü. Ne kadar zamana yayarlarsa yaysınlar biz takipçisi olacağız.

ODATV BASKINI


Dün ilginç bir gelişme oldu. OdaTV denen internet ve başında Soner Yalçın ve arkadaşları var. Pazarları ben de Soner Yalçın'ın tarihi güncelleştiren yazılarını büyük dikkatle okurum. Çalışır üretir besleme değil. İnternet sitesi de öyle. Gazeteler bazen oradan alıntı yapıyor. Siteye 3 video koydu. Zir vadisinde bulunan malzemelerle ilgili. Ertesi gün Ergenekon çetesine üye olmaktan gözaltına alındılar. “Biz yeni bir TV kuracaktık, onu kurdurtmamak için bunu yaptılar” diyor. Biz satılmadık sonuna kadar direneceğiz diyor.

DOKUNULMAZLIĞIMIZI KALDIR!


Buradan Sayın Başbakan'a sesleniyorum. Yargını, medyanı kurdun... Senden bir şey istiyorum... Bizim dokunulmazlığımızı kaldır arkadaş! Demokrasinin bu kadar kirlendiği, yargının bu kadar kirlendiği bir ortamda hiç bir CHP'li vekil dokunulmazlık zırhına bürünmek istemiyor. Senin savcıların, senin yargıçların, bize uydurma suç atabilirler. Hepsini göze alıyoruz. Senin dokunulmazlığın kalsın, ama bizimkini kaldır!






Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile