Atatürk Üniversitesi Toplumsal Araştırmalar ve Uygulama Merkezi tarafından Edebiyat Fakültesi Öğretim üyeleri Doç. Dr. Yıldız Akpolat ve Yrd. Doç. Dr. Nuray Karaca tarafından yürütülen Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi'nde Toplumsal Yapı Değer ve Tutumların Sürdürülebilir Kalkınma ve Gelişme Stratejilerinin Planlanması Üzerine Etkilerinin Sosyo-Demografik, Ekonomik, Kültürel Eksende Analizi konulu çalışmanın sonuçları açıklandı.
Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajansı (KUDAKA), Atatürk ve Erzincan Üniversitesi ile Devlet Planlama Teşkilatı tarafından desteklenen projenin aralan araştırması Erzurum, Erzincan ve Bayburt illeri kapsamında toplam 32 ilçe ve bu ilçelere bağlı 61 köyde, 18 anketör tarafından yapıldı.
Atatürk Üniversitesi Kültür Merkezi Mavi Salon’daki programda bölgede insanların gelenekseli yaşasa da modern olana da eğilim gösterdiği, bu nedenle uygulanacak kalkınma projelerinde insanların geleneksel oldukları, ancak moderne de açık oldukları bilinerek hareket edilmesi gerektiğinin altı çizildi.
Bölge insanının geleneksel değerleri muhafaza etmekten yana tavır sergilemesinin değişime kapalı oldukları anlamına gelmediğini ifade eden Yard. Doç. Dr. Nuray Karaca, modern değerlerin günlük hayatta uygulanmasının bu değerleri olumlu bir tutuma dönüştürdüğünün altını çizdi. Şehirlerin gelişmişliği ile modernliğe yönelme arasında ilişki bulunduğunun altını çizen Karaça, teknolojik gelişmeleri günlük yaşamda kullanma rahatlığının da teknik değişime daha kolay bir uyum sürecini beraberinde getirdiğini vurguladı. Karaca, “Bu nedenle teknolojik değişimlerin bölge insanının yaşamını kolaylaştırması geleceğe dair beslediği umutsuzluğu azaltacağı dikkate alınmalıdır. Teknik değişimin yanında kültürel değişim daha yavaştır. Sosyo-kültürel değişimde değişimi sağlayan en önemli araçlar iletişim kanallarıdır.” dedi.
Bölgede en çok şikayetin sağlık imkanlarının yetersiz olmasından kaynaklandığını açıklayan Karaca, bölge halkının tüketiminde ise dinsel temanın önemli olduğunu vurguladı. Halkın demokrasiyi vazgeçilmez olarak gördüğünü dile getiren Karaca, en çok ise aile kurumuna önem verdiklerinin ortaya çıktığını açıkladı.
Karaca, demokrasiye en çok inanan kesimin ise erkekler olduğunu açıkladı.
Doç. Dr. Yıldız Akpolat ise araştırmanın sonuçlarını etnisite, mezhepler ve cinsiyete göre açıkladı.
Kendini Kürt olarak tanımlayan insanların daha çok hemşehrici olduklarına vurgu yapan Akpolat, “Bu insanlarda daha çok para kazanma arzusu, çocuklarının eğitimi için göç etme arzusu, dünyanın düzeninin değişmeyeceğine dair karamsarlık, parasız hiçbir şeyin olmayacağına dair inanış, efendiliğin mülk sahipliği ile mümkün olduğu, kendi kanından olana güvenme eğilimi fazladır. Türk nüfusta ise pazar ekonomisine yatkınlık, din ve devleti ikiz görme oranı, insanın hamurunda kötülük olduğuna dair inanç daha fazla. Zaza diye tabir edilen insanlarda ise bireyin dahil olduğu yerel-biz grubunun çıkarını önemseme konusundaki eğilim, büyük şehre çocuklarının eğitimi için göç etme arzusu, devletin, toplumun direği olduğuna dair tutumu, hukuka verilen önem oranı daha fazladır.” diye konuştu.
Araştırmada en çok dikkat çeken konulardan biri ise hükümet karşıtı olarak nitelenen Alevi nüfusunun ülkenin geleceğine yönelik iyimser bir tutum takınması. Dünyanın geleceği konusunda ise daha karamsar olan Aleviler, evin geçiminden ise tüm bireyleri sorumlu görüyor. Hanefi nüfusunun ise toplumda dinsel kuruma, eğitime ve devlet kurumuna daha fazla önem verdikleri görülüyor. Şafi nüfusunun ise anneyi aile üyelerinin hizmetlisi olarak gördükleri ortaya çıkıyor.
ERKEKLER DAHA PARAGÖZ
Araştırmada dikkat çeken diğer bir konu da erkek ve kadın nüfusunun eğilimleri. Erkeklerin demokrasiye daha fazla inandığı ortaya çıkarken, bilinmeyenden daha fazla endişe ettikleri belirtildi. Erkeklerin daha fazla para kazanmak istediğine vurgu yapılan araştırma sonuçlarında, kadınların ise daha fazla kaderci oldukları ön plana çıkıyor. Bir diğer dikkat çeken konusu ise kadınların erkeklere göre yenilikler konusunda daha cesur olmaları.
İçinde bulunduğu konumdan memnun olmayan bölge insanının kurtuluş için düşündüğü yöntemler de etnik anlamda dikkat çekiyor. Bu durumda Kürtler para, Türkler ise eğitimi kurtuluş olarak görüyor.
Bu kanaat ekonomi ve eğitim ekseninde devlet merkezli bir kalkınma sürecini beraberinde getirirken, araştırmanın sonuçlarında şöyle deniliyor:“Bölge insanının göç etmesini engellemek için daha fazla istihdam yaratılmalıdır. Coğrafi koşullar nedeni ile özel girişimciliğin gelişmediği bu nedenle bireyci bir teşebbüs ruhundan çok devlet merkezli bir yaklaşım hakimdir. Devletin, köylüyü kalkındırma programı içinde yaptığı yatırımların, köylü tarafından doğru işletilmesi ve bunun denetimi olmadığı takdirde hem devletin hem köylünün zarar göreceği aşikardır. Bu konuda insanımızın bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. Köylünün pazara yönelik mal üretmemesi ya da üretilen mal için pazar bulunamaması ciddi bir handikaptır. Böyle bir durumda yöre insanına geçimlik ekonominin hakim olması kaçınılmazdır. Bu sürecin aşılması birey-devlet, özel girişimci-devlet ilişki sürecinde güçlendirilmesini gerektirmektedir. Bölge insanında kimseye muhtaç olmadan kendi emeği ile, ayaklarının üstünde durmak insan onurunun korunması ile paraleldir. Bu düşüncenin izdüşümü olarak insanımız, iyi bir gelecek ancak iyi bir ülke ile mümkündür inancına sahiptir. Yakın gelecek içinde ülke adına iyimser düşüncelere haiz olan bu insanların olumsuz koşullarını kısmen de olsa değiştirmek onlara yarınları vermek olduğu unutulmamalıdır.”
Doğu İnsanı Gelenekten Vazgeçmiyor, Yeniliğe İse Açık
Kuzeydoğu Anadolu’daki insanların geleneksel yaşayış tarzına sahip olmasının yanında modern yaşama eğiliminin olduğu belirtildi.



















