Gül: Kürt sorunu, Anayasa, siyaset dili
Cumhurbaşka-nına göre, 'devletin siyasi aklı' Kürtsorununu terörden ayrıştırarak ve demokrasi içinde çözecek kapasiteye sahip.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül dün Meclis’in yasama yılını açarken yaptığı konuşma aslında Türkiye’nin belli başlı sorunlarına çözüm için bir nevi el kitabı sunma özelliği aşıyordu. Konuşmasında değindiği sorunların ve önerdiği yolun altı doldurulduğu takdirde bir yol haritasına da dönüşebilecek bir metindi.
Cumhurbaşkanına göre Türkiye’nin ve Meclis’in önünde duran dört sorun şunlar:
-Kimlik tartışmaları; bu ülkenin birliğine
ilişkin bir başlıktır.
- Demokrasi standartlarının yükseltilmesi; bu sosyal hukuk devletine ilişkin bir başlıktır.
-Yeni anayasa yapılması; bu güçler ayrılığına ilişkin bir başlıktır.
-Din, devlet ve toplum ilişkisi; bu da laik sistemin toplumsal barış içinde devamına ilişkin bir başlıktır.
Cumhurbaşkanı bu dört başlık altında yer alan konulardan bazılarını konuşmasında öne çıkararak,
çözüm isteniyorsa, hangi noktalara dikkat edilmesi gerektiğini de söylemiş oldu dün.
Örneğin, çoğulcu demokrasinin niteliği üzerine hem iktidar hem de muhalefete hitap eden şu ifade önemliydi:
“Demokrasiler, politikaları belirleme ve uygulama yetkisinin çoğunluğa ait olduğu yönetim
biçimleridir. Ancak, çoğunluğun yönetim yetkisinin sınırsız olmadığı da bir gerçektir. (..) İktidar ve muhalefet bu çerçevede anlam taşımaktadır. (..) Bu bağlamda siyasal istikrar ve çoğulcu temsil birbirini dışlamaz ve dışlamamalıdır.”
Ya da yargının gecikmesindeki adaletsizliğin vatandaşların yargıya olan bakışını etkilediğini söylerken yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı konusunda hem (hükümet ve muhalefet dahil) siyasiler hem de yargı mensuplarına yönelttiği eleştiriye dikkat etmekte yarar var.
Keza Cumhurbaşkanı’nın tutukluluk sürelerinin cezaya dönüşmemesi gerektiği konusunda yargıyı uyarması da önem taşıyordu.
Bir başka önemli nokta, Gül’ün yeni Anayasa çalışmalarına bu Meclis’te başlanması isteğini tekrar vurgulaması oldu.
Kürt sorununun yeri başka
Gül’ün kendi ifadesiyle ‘diğerlerinden bağımsız olarak kendine özgü dinamiklere sahip’ olan Kürt sorununu ‘demokratik standartlarımızın yetersizliğinden kaynaklanan’ bir gerçeklik olarak tanımlaması, belki de bu konuda şimdiye dek devlet adına yapılmış en açık yüzleşmedir.Bu açık ve cesur yüzleşme nedeniyle Cumhurbaşkanının “Kürt sorununu, bölücü terörden ayırarak çözmemiz gerekmektedir” sözleri ayrı bir ağırlık taşıyor.
Bu zemin aslında şimdiye dek PKK ile mücadelenin fiziki boyutunu yürüten asker ve polisle siyasi irade arasındaki ortak zemini de oluşturuyor.
Cumhurbaşkanı’nın bu ifadeden hemen sonra Kürt sorununun ‘bugün ne yazık ki terörle iç içe geçmiş vaziyette’ olduğunu söylemesi, “temel yaklaşımın, terörle mücadele ve demokratik sorunları birbirinden ayırmak konusunda hassas olunması gerektiği” uyarısında bulunması, dolayısıyla hem hükümet ve Meclis hem de güvenlik kuvvetlerini muhatap alıyor.
Gül’ün konuşmasındaki yazılı metinde ayrı başlıklar halinde vererek atfettiği önemi gösterdiği bölümler ise Kürt sorununa çözüm arayanlara bu iki konuyu nasıl ayırabileceklerine ilişkin bir şablon veriyor:
“Güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza yöneltilen tek bir silah bile olduğu müddetçe, bunun cevabı en sert şekilde verilecektir.”
Sorunun demokratikleşmeye ilişkin boyutunun muhatabı da, çözüm zemini de TBMM’dir.”
Anlamı şu: Kürt sorununa demokratik çözüm arayışlarının sürmesi PKK’nın silahlı eylemleriyle mücadeleye ara vermeyecek. Ankara bir yandan PKK ile mücadele ederken, diğer yandan Kürt sorununun demokratik yönlerinde mesafe almaya çalışacak, bunun için de muhatabı Demokratik Toplum Kongresi gibi belirsiz yapılarya da Kandil değil, örneğin Meclis’te temsil edilen BDP olacak.
Siyaset dili ve CHP
Cumhurbaşkanı’nın önem verdiği bir konu da ‘yeni siyaset dili’ idi. Yeni yasama yılında Meclis’in uzlaşmaya imkan verecek yeni bir
siyaset dili bulmasını istiyordu.
Buna imkan olduğuna dair en iyi örneği de her halde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu verdi. Deniz Baykal döneminde CHP grubu Gül’ün seçim yöntemine karşı çıktığı için o Genel Kurul’a girdiğinde ayağa kalkmıyordu. Kılıçdaroğlu ve grubun Baykal’ın yakınında oturan birkaç vekil dışında çoğunluğu ayağa kalkarak Cumhurbaşkanı’na saygı gösterdiler.
Bu, belki de dünkü Meclis’ten akılda kalan en renkli ve umut verici görüntüydü.
Not: Dünkü yazımda Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik’in Eczacılar Birliği paneline katılımcı olduğu halde gelmediğini yazmıştım. Çelik dün aradı; söz verip de katılmama durumunun olmadığını, katılamayacağını daha önce organizasyona bildirdiğini ancak bunun duyurulmadığını söyledi.



















