
2009 yılında, o dönem Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan, Gazze saldırılarının hemen ardından Davos'taki panelde İsrail Başbakanı Shimon Peres ve panel moderatörünün tutumuna sert tepki göstermişti. Dünya kamuoyunda yankı uyandıran 'One Minute' çıkışı, Davos'un temsil ettiği küresel elit düzenine yöneltilmiş açık bir itiraz olarak kayda geçmişti.
Geçen 17 yıla rağmen, Davos'un temel çelişkileri değişmedi. Bu yıl Trump'ın sert mesajları, 2009'daki Erdoğan çıkışını hatırlatan bir yankı yarattı. Farklı siyasi çizgilerden gelseler de iki liderin Davos sahnesinde yarattığı etki ortak bir soruya işaret ediyor: Küresel düzen gerçekten değişiyor mu, yoksa Davos sadece değişiyormuş gibi mi yapıyor? İşte bu soru, Davos 2026 Zirvesi'ni yalnızca bir ekonomi toplantısı olmaktan çıkarıp, küresel sistemin meşruiyet krizinin yeniden tartışıldığı bir dönüm noktasına dönüştürdü.
Davos'ta bu yıl dikkat çeken bir diğer kırılma noktası ise, Birleşmiş Milletler sisteminin hukuki meşruiyetine yönelik eleştirilerin artık yalnızca 'küresel güney'den değil, Batılı liderlerden de açıkça dile getirilmesi oldu. Bu tablo, yıllardır Recep Tayyip Erdoğan'ın ısrarla vurguladığı 'Dünya 5'ten büyüktür' tezinin, uluslararası hukuk zemininde yeniden tartışılmaya başlandığını gösteriyor. Erdoğan'ın özellikle BM Güvenlik Konseyi'nin (UN Security Council / Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi) veto yapısı üzerinden dile getirdiği eleştiri nettir: Beş daimî üyenin (ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa) veto yetkisi, uluslararası hukukun evrensellik ilkesini fiilen askıya alan bir mekanizma üretmektedir. Bu yapı, hukuki olmaktan çok güç dengelerine dayalı siyasi bir sistem yaratmaktadır.

GEÇ KALINMIŞ BİR FARKINDALIK
2009'da Erdoğan'ın 'One Minute' çıkışı, Davos'ta bir ahlaki itiraz olarak kayda geçmişti .2026'da ise Davos, aynı itirazın hukuki ve kurumsal boyutunu tartışmak zorunda kaılyor. Ancak aradaki fark şu: O gün bu sözler 'duygusal' bulunmuştu. Bugün ise sistem krizi olarak adlandırılıyor. Bu nedenle Davos'un bu yılki en çarpıcı gerçeği şu oldu: Başkan Erdoğan'ın yıllar önce dile getirdiği uyarılara, küresel sistem ancak şimdi uyanıyor.
KANADA BAŞBAKANI'NIN ÇIKIŞI! BATI'DAN GELEN NADİR İTİRAF
Bu yıl Davos'ta yapılan açıklamalar arasında, Kanada Başbakanı Mark Carney'nin sözleri özel bir yer tuttu. Carney'nin, BM sisteminin günümüz krizlerine cevap üretmekte yetersiz kaldığını ve mevcut yapının uluslararası hukuk açısından ciddi bir temsil ve adalet sorunu doğurduğunu kabul eden açıklamaları, Davos kulislerinde 'sessiz bir kırılma' olarak değerlendirildi. Bu çıkış, hukuki açıdan kritik bir noktaya işaret ediyor: BM Şartı'na göre Güvenlik Konseyi'nin temel görevi uluslararası barış ve güvenliği korumak. Ancak veto mekanizması nedeniyle Konsey; Gazze, Ukrayna, Suriye ve Yemen gibi dosyalarda karar alamayan, hatta çoğu zaman hukuki sorumluluktan kaçan bir yapıya dönüşmüş durumda. Mark Carney'nin açıklamaları, Batı dünyasının ilk kez bu tıkanıklığı yalnızca 'siyasi zorluk' değil, hukuki bir sistem krizi olarak tanımlamaya başladığını gösteriyor.
ERDOĞAN DAVET EDİLDİ! TÜRKİYE'Yİ HAKAN FİDAN TEMSİL ETTİ
Trump, Başkan Recep Tayyip Erdoğan'ı 'Barış Kurulu'na bizzat davet etti; davetin kabul edilmesi üzerine Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan temsil etti. Beyaz Saray Fidan'ın 'Gazze Yürütme Kurulu/Executive Board' benzeri bir formatta, bazı uluslararası isimlerle birlikte yer alacağınıda duyurdu. Haberde adı geçen isimler arasında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio (Marco Rubio), Başkanlık Özel Temsilcisi Steve Witkoff (Steve Witkoff), eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair ve Jared Kushner ve bazı isimler bulunuyor.
KÜRESEL EKONOMİ BÜYÜME VAR, PAYLAŞIM YOK
Zirvede ekonomi başlığı altında en fazla tartışılan konu, büyümenin neden toplumsal refaha yansımadığı oldu. Bu çerçevede, 13.5 Trilyon dolarlık Varlık Fonuna sahip BlackRock CEO'su Larry Fink'in yaptığı çıkış, Davos'un ruh halini özetleyen açıklamalardan biri olarak değerlendirildi. Fink'in 'sistem 30 yıldır halka yeterince bir şey vermedi' tespiti, yalnızca bir itiraf değil; Davos elitlerinin kendi meşruiyet krizini de kabulü olarak yorumlandı. Yapay zekânın beyaz yakalı istihdamı tehdit etmesi, sosyal huzursuzluk riskini zirvenin merkezine taşıdı.
OKLAR DAVOS'A YÖNELDİ! KRİZ YÖNETEN DEĞİL KRİZ ÜRETEN BİR YAPI
Davos'ta Ukrayna ve Orta Doğu başlıkları, resmi oturumların ötesinde kapalı toplantılarda ele alındı. ABD merkezli analizlerde, küresel sistemin artık 'kriz yöneten' değil, 'kriz üreten' bir yapıya dönüştüğü vurgusu öne çıktı. Trump faktörü bu noktada yeniden devreye giriyor. ABD medyasında yapılan yorumlara göre, Trump'ın yaklaşımı:
- Uzun süreli dış angajmanlardan kaçınma
- Ekonomik ve askeri gücü pazarlık aracı olarak kullanma
- Müttefiklere koşulsuz güvenlik şemsiyesi sunmama şeklinde özetleniyor.
Bu tablo, Davos'ta özellikle Avrupa delegasyonlarında ciddi bir tedirginlik yarattı.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME! SİSTEM VAR, ADALET YOK
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında sorun açık: BM Güvenlik Konseyi'nin mevcut yapısı meşru ama adil değil. Yani kurallara göre kurulmuş, ancak sonuçları itibarıyla eşitlik ilkesini ihlal eden bir sistem söz konusu.
Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği itiraz da tam olarak bu noktaya dayanıyor. 'Dünya 5'ten büyüktür' söylemi, bir siyasi sloganın ötesinde, uluslararası hukukun yeniden inşasına dair normatif bir çağrı niteliği taşıyor. Davos 2026'da Mark Carney gibi bir Batılı liderin benzer bir noktaya temas etmesi, bu çağrının artık marjinal değil, merkeze yaklaşan bir tartışma haline geldiğini gösteriyor.
DAVOS'UN AÇIK GERÇEĞİ GÜÇ DEĞİL, KONTROL KAYBI
Bu yılki zirvenin belki de en net çıktısı, Davos'un artık küresel gündemi belirleyen değil, gündemin gerisinden gelen bir platforma dönüşme riskiyle karşı karşıya olduğu oldu. Trump'ın yükselttiği siyasi dalga, Davos'un temsil ettiği küresel elit düzeni doğrudan sorguluyor. ABD ana akım basınında sıkça dile getirilen şu tespit, zirvenin ruh halini özetliyor:'Davos, Trump sonrası dünyayı değil; Trump'ın geri döndüğü bir dünyayı anlamaya çalışıyor.'
DAVOS'TA SORU ÇOK, CEVAP AZ
2026 Davos Zirvesi, küresel sistemin bir yol ayrımında olduğunu net biçimde ortaya koydu. Serbest piyasa, çok taraflı diplomasi ve liberal düzen; Trump'ın temsil ettiği güç politikalarıyla sınanıyor. Zirveden çıkan tablo, küresel elitlerin hâlâ sorunları teşhis edebildiğini ancak çözüm üretme kapasitesinin ciddi biçimde zayıfladığını gösteriyor. Davos bu yıl, çözüm sunan bir zirveden çok; gelecek fırtınayı hisseden ama yönünü tayin edemeyen bir küresel vitrin olarak kayda geçti. Davos 2026, klasik ekonomi zirvesi formatının ötesine geçerek Trump'ın mesajları ve Gazze merkezli diplomasi denemesi üzerinden küresel siyasetin de sahnesi haline geldi. Trump'ın Barış Kurulu hamlesinin sahada nasıl karşılık bulacağı ve 'dar bir yürütme ekibi' formatının kalıcı bir kuruma dönüşüp dönüşmeyeceği ise, önümüzdeki haftalarda Washington, Avrupa başkentleri ve bölge ülkelerinin atacağı adımlarla netleşecek.
TRUMP'IN DAVOS MESAJI: ESKİ KÜRESEL DÜZEN BİTTİ
Zirvenin kulislerinde ve panellerinde en çok yankı uyandıran figür, Davos'ta mesajlarıyla gündemi belirleyen Donald Trump oldu. ABD ana akım medyasına göre Trump, Davos elitlerine üç temel mesaj verdi:
- Korumacı ekonomi geri dönüyor: Serbest ticaret ve küresel tedarik zincirleri yerine, 'ulusal çıkar odaklı' ekonomik model.
- NATO ve güvenlik harcamaları baskısı: Avrupa'ya savunma konusunda daha fazla yük bindirme sinyali.
- Jeopolitik pazarlık dili: Grönland, enerji güvenliği ve Çin rekabeti üzerinden sert müzakere hattı.



















