İngiltere’de alışılagelmişin dışında bir dönem yaşanıyor, yetmiş yıl sonra ilk kez bir koalisyon hükümeti kuruldu. 13 yıllık İşçi Partisi iktidarını kaybetti, Muhafazakar Parti ile seçimlerden üçüncü sırada çıkan Liberal Demokratlar beş gün içinde anlaşarak David Cameron’un başbakanlığı altında koalisyon hükümeti kurma kararı aldılar. Zaten anlaşamasaydılar, muhtemelen Liberal Demokratlar ile İşçi Partililer uzlaşamayacaklarından bir azınlık hükümeti kurulacak ve ardından yeniden seçimlere gidilecekti.
Seçim sistemi ve siyaset mekanizması iki partili bir yapının neredeyse sonsuza kadar süreceği varsayımına göre düzenlenmiş olmalı, çünkü bu sistemden bir koalisyon çıkmış olması, oldukça şaşırtıcı bir durum olarak değerlendirildi. Demek ki seçim sistemi, her zaman umulan sonuçların çıkmasını sağlamaya yetmiyor, dolayısıyla İngiltere’deki tartışmalardan birisini bu oluşturuyor. İkinci tartışma, aslında birincisiyle gayet ilintili olarak seçim sistemini sorgulayan bir tartışma. İngiltere’deki seçim sistemi iki turlu, dar bölgeli çoğunluk sistemi. Seçim bölgelerinde en çok oy alan adaylar o bölgeden parlamento üyesi seçilirler. Yalnızca tek bir kişi yani oy çoğunluğuna sahip aday avam kamarasına girebilir, ikinciler veya üçüncüler giremez. Bu durumda alınan oy ile kazanılan koltuk arasında pek de adil olmayan bir oran ortaya çıkar.
Bu sisteme en fazla Liberaller itiraz ettiklerinden ve artık hükümette yer aldıklarından, muhtemelen bu seçim sisteminin değiştirilmesi konusu bundan sonra en fazla tartışılacak konulardan biri olacak. Öte yandan seçimlerin yapılış biçiminin de sorgulandığını hatırlatmak gerekir. Oy sandıklarının bulunduğu yerlerde uzun kuyrukların oluşması, seçmenlerin saatlerce sırada beklemeleri, bir de üstüne üstlük saat 17.00 olur olmaz görevlilerin sandıkları kapayıvermeleriyle çok sayıdaki kişinin oy kullanamaması, ortada tartışmayı haklı kılan sorunlar olduğunu ortaya koyuyor. Yaşanan bu olayı eleştiren İngilizler, AGİT’in seçim denetçilerinin İngiltere seçimlerini izlemeleri halinde seçimin iptal edilmesini talep edeceklerini bile dile getirdiler.
İngiltere’de seçim sisteminin değiştirilmesi baskısı artarsa, muhtemelen parlamentonun gündemini yasa ya da yasalarda yapılacak değişik oluşturacak; bu gündem de siyasal sistemin değişen dünya koşullarına ve vatandaşların farklılaşan taleplerine uygun hale getirilmesi üzerine oturacak. Benzer bir tartışmanın sağlık ya da bankacılık yasalarında olduğu gibi ABD’de de yoğun olarak yaşandığı hatırlanmalı, üstelik bu ülkede başka birçok konuda da eldeki yasaların yeterliliği konusu tartışılıyor.
Bir başka örnek ise, Fransa ve Belçika’da “burka yasası” olarak bilinen peçeli çarşaf kullanımının kamusal alanlarda yasaklanmasına ilişkin yasalar olarak verilebilir. Gayet tabii bu iki ülkedeki yasal önlemler, İngiliz örneğiyle benzer bir içeriğe işaret etmiyor. Bununla birlikte hemen her ülkede yasal mekanizmaların değişen toplumların yaşam formlarının gerisinde kalmasından doğan bir sıkıntı yaşandığı ileri sürülebilir. Bazı yerlerde Fransa örneğinde olduğu gibi sistemi tartışmak yerine kadınların giyimi üzerinden kural arayışına girilir, bazı yerlerde de İngiltere örneğinde olduğu gibi daha adil bir temsil arayışı doğrudan konu edilir. Dolayısıyla birinde değişime uyum sağlayan bir mekanizma kurulması zor hale gelirken, diğerinde değişimin öncüleyen bir sistem kurulması ihtimali ortaya çıkar. Ortalıkta bu kadar eş zamanlı örnek yaşanırken Türkiye’deki anayasa değişikliğinin ne kadar anlamlı, ancak tartışma içeriğinin ne kadar anlamsız olduğunu görmek daha kolay olabilir.
Star Gazete



















