İsrail'in düzenlediği operasyondan kurtularak 13 aylık oğlu Türker ile birlikte Türkiye'ye dönen Nilüfer Çetin, "Ordu aradan çekildikten sonra İsrail polisi ve bakanlık yetkilileri bir parça daha yumuşak davranmaya çalıştılar" dedi. İşgalden uçağa binene kadar yaşadıklarının insanlık dışı muamele olduğunu belirten Çetin, "Gemiye uzaktan ağır silahlarla bombardıman yapmadılarsa tek sebebinin Türker olduğunu düşünüyoruz" diye konuştu.
Tel Aviv'den sabah saatlerinde İstanbul'a gelen Nilüfer Çetin, 13 aylık oğlu Türker Kaan Çetin ile birlikte Fatih'te bulunan İHH İnsani Yardım Vakfı'nı ziyaret etti. Çetin ve minik oğlu, İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanvekili Yavuz Dede ve diğer yöneticiler tarafından karşılandı. Yavuz Dede, İsrail'in saldırısından oğluyla birlikte sağ kurtulan Nilüfer Çetin ile birlikte basın toplantısı düzenledi. Dede, yardım amacıyla Gazze'ye giden 6 geminin İsrail'in vahşi saldırısına maruz kaldığını
hatırlatarak, "Çok üzücü şekilde maalesef ölüm de gerçekleşmiştir. Bildiğimiz kadarıyla Mavi Marmara dışındaki gemilerdeki arkadaşlarda ölüm ve zarar 9hadisesi yok. Mavi Marmara arkadaşlarına saldırı var. Geri dönen arkadaşlarımız var. Bugün de çarkçıbaşısının eşi ve çocuğu geldi. Bu arada dün akşam itibariyle Mavi Marmara'daki tüm yolcular tahliye edildi. Baştan itibaren İsrail'in büyük bir karartmasıyla karşı karşıyayız. Bu karartma karada da devam etmekte" şeklinde konuştu.
İsrail'in, ölen ve yaralananlarla ilgili sağlıklı bir bilgi vermemesine tepki gösteren Yavuz Dede, "Dışişleri Bakanlığı'na da yeterli bilgi verilmediği kanaatindeyiz. Kaç yaralı kaç ölü var insanların sağlık durumu nedir bilgi vermediler bize. Ne Mavi Marmara ne de diğer gemilerle ilgili. Bir insan başka insanın katili bile olsa avukatına gereken bütün bilgiler verilmesine rağmen oradakilerle ilgili hiçbir bilgi verilmedi. Maalesef karartma halen devam ediyor. Endişemiz orada bulunan insanlarla ilgili
sağlık durumlarını öğrenmek. Biliyorsunuz ölüm vakaları ile ilgili açıklanan iki kişinin öldüğüne yönelik haber daha sonra 18 kişiye kadar çıktı. Bu da İsrail'in dezenformasyonu olarak görüyoruz" diye konuştu.
Dede, gemide bulunan yaralıların, gerekli tedaviyi uygulanmadığı için hayatlarını kaybetmiş olabileceği endişesini taşıdıklarını vurguladı. "İnşallah böyle bir şey yoktur diye düşünüyoruz" diyen Dede, Nilüfer Çetin'in, eşi hala İsrail'in elinde olduğu için bir daha açıklama yapmayacağını söyledi.
Nilüfer Çetin de minik oğlu Türker ile birlikte ikinci kez kameraların karşısına geçti. Toplantı sırasında sıkılan Türker'in zaman zaman oyun oynadığı gözlendi. Basın mensuplarına açıklama yapan Çetin, 22 Mayıs'ta İstanbul'dan hareket ettikten sonra sorunsuz olarak 90 mile kadar yaklaştıklarını söyledi. Gece 10-11 arası iki İsrail donanma gemisi tarafından taciz turlarının başladığını anlatan Çetin, şöyle devam etti;
"Geri dönmemiz gerektiği belirtildi. Kabul edilmedi amacımız bu değildi zaten. Bir süre sonra gemiler gerçi çekildi. Daha fazla sayıda askeri gemi ve zodyak botlarla taciz devam etti. Helikopterler ile birlikte İsrail askerleri gemiye çıkmaya başladı 4.30 gibi. O sırada kamarasında olan personel kamerasında kaldı. Köprü üstü personeli görevlerinin dışındaydı. Bundan sonrasına çok fazla şahit olamadım. Bebeğimle birlikte kamarada kaldım. Kurşunlar kameramanın tepesine iniyordu. Arada pencereden bakarak
bilgi almaya çalıştım. Eşim köprü üstünden gelerek can yelekleri giymemizi istedi. Gaz maskesini hazırladım. Ondan sonrası tam bir karanlık. Silah sesleri, çığlık, saldırı sesleri duyduk. Vahşi bir çatışma olduğunu biliyorum."
"AĞIR YARALILAR DAHİL HERKESİN ELİNE PLASTİK KELEPÇELER TAKILDI"
Çetin, geminin ikinci kaptanı ile kameralardan görüştüklerini, eşinin iyi olduğunu da onun sayesinde öğrendiğini ifade etti. Gemi personelinden kimseye zarar gelmediğini öğrendiklerini kaydeden Nilüfer Çetin, "Beklemeye dayanamadık küçük odada ve kapıyı açarak teslim olduğumu bebeğin ihtiyaçları olduğunu söyledim. Gerekli üst aramasından sonra köprü üstünde yaklaşık 2 saat bekledik. Daha sonra önce personel açık güverteye sonra da ben indim. Personelden biri rahatsızlandığı için onun ilaçlarını alma
görevine sahip oldum. Hem Bülent beyle hem de eşimle temasa geçme şansım oldu. Hepimizi indirdiler. Ağır yaralılar dahil herkesin elinde plastik kelepçeler var. 98 yaşındaki piskoposta dahil" dedi.
İsrailli askerlerinin kendilerine güvertede diz çöktürdüklerini anlatan Çetin, gemi ilerledikçe askerlerin kelepçeleri çözmeye başladıklarını ifade etti. Çetin, yaşananları şöyle anlattı;
"Öğlen ezanını okudu biri ve namaz kılındı. Tuvalete gidip bir şeyler içebildik. Namaz sonrası hepimizi kapalı mekana aldılar ve klimayı da kapattılar. 3.5 saat böyle gittik. Sonra 1.5 saat diğer gemilerin gelmesi için beklettiler liman önünde. İşgalden sonra çok ağır bir müdahale ile karşılaşmadık. Onların gözü ile ajite yaptıkları düşündükleri kişilere zor kullandılar. Sakin kalmaya özen gösterdiler. Bebekten dolayı zorluk çekmedik ve ihtiyaçlarını karşıladılar. Aşdod Limanı'nda Süvari Bey indi gemiden
elleri kelepçesiz olarak. Şu an isimlerini bilmediğim 2 aktivisti bütün gemiyi sağ oldukların göstermek için dolaştırdılar. İlk çıkan yolcu benim gemiden. Soluğu ve sağlık muayenesine alındık. Yiyecek ve içecek vermek istediler. Oradan havalimanına nezarethaneye gittik. Sabah 5'de THY seferi ile getirdiler."
"SORGUDA HOŞLANDIKLARI CEVAPLARI VERENLERİ SINIR DIŞI ETTİLER"
Çetin, sorgu sırasında kendilerine, "Gazze sahil şeridine gelmenin yasak olduğunu biliyor muydunuz?", "Geminin hangi amaçla yola çıktığını biliyor muydunuz?", "Yasak olduğunu bile bile niye geldiniz?" diye sorduklarını söyledi. "Burada kalmaya direnip tutuklanmak mı, yoksa sınır dışı edilmek mi istersiniz" sorusuna hoşlanacakları cevabı verenlerin sınır dışı edildiklerini anlatan Nilüfer Çetin, "Ordu aradan çekildikten sonra İsrail polisi ve bakanlık yetkilileri bir parça daha yumuşak davranmaya
çalıştılar. İşgalden uçağa binene kadar başımıza gelenler insanlık dışı muamelenin örneğiydi. Islak zemin diz çöktürme, gibi. Bazılarını geç müdahaleden kaybettik. Personelin durumundan endişe ediyoruz. Şu an tek amacımız oradaki olan herkesin sağ salim ülkelerine ulaşması. Başka bir şey istemiyorum. Eşim ve diğer gemi personeli yaralanmadılar. Aktivistlerden 30 kadarının yaralı olduğunu gördük. 19 ölü, 14 kayıp olduğunu söylediler" dedi.
Tutuldukları nezarethanenin iki tane olduğunu anlatan Nilüfer Çetin, nezarethanelerden birinin havalimanı içinde ayrılmış bir bölüm, diğerinin de havalimanı dışında hangarların arkasında bir bina olduğunu söyledi. Minik oğlu ve kendisinin hangarların arkasındaki binada tutulduklarını belirten Çetin, "İçinde iki ranza olan her yer parmaklıkla ve kurşun geçirmez camla çevrili. Kapımız açık olarak nezarette tutulduk. Bebekten dolayı zorluk çekmedik" diye konuştu.
"BÖYLE BİR ORGANİZASYON YENİDEN OLSA OĞLUMU ALIP GİTMEKTEN KESİNLİKLE ÇEKİNMEM"
"Annelik değerlerim sorgulandı. Ben anneyim" diyen Çetin, şöyle devam etti;
"Gazze'deki binlerce bebek de benim oğlum gibi. Gazze'ye sağ salim varabilseydik oğlumla birlikte o bebeklerle oynayarak, o yardımları dağıtmak istiyorduk. O gemiye binmekte korkulacak bir şey olmadığını, ben bebeğimle biniyorsam kimsenin orada olmaktan korkmaması gerektiğini gösterdik. Ailemi bir arada tutmaktı bir amacım da. Zannediyorum ki Türker üzerine düşen misyonu yerine getirdi. Türker misyonunu tamamladı diye düşünüyorum. Artık eski sakin hayatına dönmeli. Tek umudum hiçbir şeyi hatırlamayacak
kadar küçük olması. Böyle bir organizasyon yeniden olsa oğlumu alıp gitmekten kesinlikle çekinmem."
Çetin, yolculuk sırasında İsrail'in katliam türü bir olaya girişemeyeceğini düşündüklerini de belirterek, "BU gemide 13 aylık bir bebek var ve sivil bir gemi. Gemiye uzaktan ağır silahlarla bombardıman yapmadılarsa tek sebebinin Türker olduğunu düşünüyoruz. Türker bizim kurtuluşumuz oldu. Gurur duyuyorum oğlumla cesareti için. Bülent Bey ile yaklaşık 1 saat karşılıklı oturduk. Son derece iyiydi. Yaralı değildi. Başta morali bozuktu ama hepimizin ona ihtiyacı vardı o da kendini toparladı. Hafızam beni
yanıltmıyorsa kelepçesi yoktu diye hatırlıyorum. Namazdan sonra alt yolcu salonuna alınınca görmedim" dedi.
Bütün yaralılara müdahale edildiğini, bütün basın mensuplarının ise malzemelerine el konulduğunu anlatan Çetin, "Güvertede bir yere yığıldı. Basın mensuplarından da yaralılar vardı. Bir kısmını kelepçesi yoktu. Hayatı tehlikesi olan yoktu. Türkiye'nin tavrı konusunda yorum yapmak istemiyorum. İki dudağımdan çıkan hiçbir sözün onları tehlikeye sokmasını istemiyorum. Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Direnişle karşılaşacağımızı biliyorduk. Ama 19 ölü eğer bu gerçek ise bu kadar kayıp vereceğimizi
ummamıştık. Bir isim listesi olduğundan bahsediliyor. Biz yola çıktığımızda onların elinde olan listeydi. Bunu gözümle görmedim ama akivistlerin arasındaki söylemlerden bulunu duyduk. Varmış diyorlar. Gemide ameliyathane, doktor ve hemşireler vardı. İşgal tamamlandıktan sonra bütün yaralı ve ölüler tahliye edildi gemiden. Tahmin ettiğimiz ilk 5 ölü, ameliyathanede askerler önünde canlarını kaybedenler indirildi gemiden" şeklinde konuştu.
İsrail'in Saldırısından Kurtulan Çetin:
İsrail'in düzenlediği operasyondan kurtularak 13 aylık oğlu Türker ile birlikte Türkiye'ye dönen Nilüfer Çetin, "Ordu aradan çekildikten sonra İsrail polisi ve bakanlık yetkilileri bir parça daha yumuşak davranmaya çalıştılar" dedi



















