Öcalan: PKK'yı dağdan ben indiririm
Öcalan'ın önerileri: Hakikat komisyonu kurulsun. Süreç, partiler üstü yönetilsin. PKK'yı dağdan indiririm.
Abdullah Öcalan, Aysel Tuğluk’la görüşmesinin sonunda ‘Taksim’deki canlı bomba saldırısı’ konusunda şöyle bir değerlendirmede bulundu: “Bizimle ilgisi olamaz. Daha önce de belirttiğim gibi, bu tür olaylar için ‘Hakikatleri Araştırma Komisyonu’ kurulsun.”
Öcalan, komisyonun; kimin yaptığı konusunda bir netlik bulunmayan Geçitli Köyü yakınlarındaki mayın patlamasını ve 9 PKK’lının ateşkesi uygulamak için çekildikleri mağarada öldürülmesini de son olayla birlikte araştırarak çalışmaya başlayabileceğini sözlerine eklemiş.
Tuğluk, Öcalan’ın ‘eylemsizlik’in sürdürülmesi konusunda çok kararlı olduğunu da aktardı. Öcalan, geçmiş 8 yıldaki ateşkeslerin partiler arası çekişmeye kurban edildiğini, şimdi kalıcı bir çözüm ve PKK’nın silahsızlandırılması için partilerüstü bir çaba içine girilmesinden yana olduğunu; böyle bir çaba içine girilirse kendisinin PKK’nın silahsızlandırılması, dağdan indirilmesi vb de dahil olmak üzere çözüm konusunda elinden gelen bütün çabayı gösterebileceğini ifade etmiş. Tuğluk, İmralı’dan ‘iyimser’ duygularla döndüğünü söyledi.
Değişimin işaretleri
Son canlı bomba eylemi, Kürt kimliği mücadelesi veren saflarda net tavırlara neden oldu. PKK dahil bütün kesimler, (ki Öcalan’ın tutumu da doğal olarak bu paralelde) saldırıyı benimsemediklerini ve kınadıklarını net bir şekilde ifade etme ihtiyacı hissettiler. Bunlar, kesinlikle küçümsenemeyecek gelişmeler. Kürtlerdeki değişimin toplumsal, sosyal ve siyasi nedenlerini dünkü yazımda analiz etmeye çalıştım... Kürtlerin şiddetten uzaklaşarak siyaset alanına doğru gösterdikleri eğilim, dikkat çekici bir ağırlık kazanıyor.
Değişimin devlette karşılığı olmalı
Türkiye’ye egemen olan iradenin bu eğilimi doğru algılamasının önem taşıdığı bir dönemeçte, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’la ilgili verilen karara yansıyan (TBMM’nin haksız yere üyeliği düşürülen iki milletvekili konusunda ‘niyetsiz’ bir tutum sergilediğini gözlemledik) ‘devlet tutumu’nun süreçteki iyileşme ihtiyacına uygun düştüğü söylenemez.
Tuğluk ve Türk’ün milletvekilliğini düşüren DTP’yi kapatma kararı, ‘eski dönem’ devletin, yani 12 Eylülcü yargı sisteminin ve devlet sisteminin ürünüydü. Bu sistemin en temel faaliyetlerinden biri, ‘parti kapatmak’tır. (Anayasa değişikliğinin de etkisiyle, bu dönemin artık yavaş yavaş kapanmakta olduğundan söz edebiliriz.)
İkircikli tavırla yürümez
Devletin Kürt siyaseti, ‘12 Eylülcü rejim’in bitip bitmediğinin en önemli ölçülerden birisini oluşturuyor. Sonuçta, Kürt meselesi, ‘derin’ devletin en çok prim yaptığı ve güç topladığı alan. Tabii, AK Parti’nin devlet yapısındaki etkinliğinin artışına paralel olarak, bu konuda da çeşitli değişimler gerçekleşiyor ve gerçekleşecek.
Kürtlere çözüm konusunda umutlar vermekten geri durmayan ama milliyetçiliğin ihtiyaçlarına destek çıkmaktan da vazgeçmeyen AKP, şimdiye kadar büyük oranda ikircikli bir Kürt politikası izledi. Seçim kaygılarının yanı sıra devletin diğer kurumlarıyla çatışmadan kaçınma eğilimi, bu politikayı yönlendirdi.
Ülkedeki yeni durum, Öcalan’ı harekete geçiriyor, PKK’yı ateşkese sevk ediyor, şiddet eylemlerini terk yönünde sinyaller verdiriyor. Bu ‘yeni durum’ Kürtleri değişik bir çizgiye yöneltiyor, AK Parti’yi de daha geniş bir vizyona zorluyor.
Kürtlere ‘eşit yurttaş’ muamelesi
Şunu net bir şekilde söyleyebiliriz: Kürtlerdeki değişime devletin vermesi gereken asgari karşılık, Kürtlere ‘eşit yurttaş’ olarak davranmak. Kültürel haklar konusundaki vizyon genişletilmeli ve Kürtlerin kendi kimlikleriyle siyaset yapmalarının önündeki engeller kaldırılmalı. KCK davasının nasıl yürüyeceği, bu açıdan belirleyici bir ölçü.
Top artık hükümette...



















