Piyasa, Kredi Notunda Hemfikir

Borsa ve Türk Lirası'nda son dönemde gözlenen pozitif seyrin ardından Fitch ve Moody's'ten gelecek değerlendirmeler piyasaların seyrinde etkili olabileceği nedeniyle merakla bekleniyor.

İlk olarak 4 Nisan'da piyasalar kapandıktan sonra Fitch'ten ve 11 Nisan'da Moody's'ten Türkiye'ye yönelik gelecek değerlendirmeler son dönemde yaşanan olumlu gidişata yön tayini açısından piyasaların odağına yerleşti.
Konuya ilişkin AA muhabirine değerlendirmede bulunan ekonomistler, Türkiye'yi yatırım yapılabilir ülke kategorisinde değerlendiren söz konusu iki kuruluşun ülke kredi notunda herhangi bir değişiklik yapmayacağı konusunda hemfikirken, not görünümünde farklı görüşlere sahip.
Odeabank Ekonomik Araştırmalar ve Stratejik Planlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Serkan Özcan, belirsizlikler sürse de kredi derecelendirme kuruluşlarından değişiklik beklemediklerini söyledi.

Önce cuma günü piyasa kapandıktan sonra Fitch'in, ardından de gelecek hafta Moody's'in Türkiye'nin ülke kredi notu değerlendirmelerini yayımlayacaklarını belirten Özcan, son dönem açıklamaları Moody's'in Türkiye'ye bakışının Fitch'ten biraz daha kötümser olduğuna işaret ettiğini, bununla birlikte her iki kurumun da açıklamalarında süregelen risklere yer vermesini ancak not veya görünümde değişiklik yapmayacağını düşündüklerini söyledi.

Makro ekonomik görünüm açısından bakıldığında, 28 Ocak'taki Merkez Bankası'nın olağanüstü toplantısından alınan kararla uç risklerin azalmış göründüğüne dikkati çeken Özcan, 28 Ocak'tan bu yana, TL'nin kademeli olarak değerlenmesi ve faizlerdeki artışın stabilize olması hatta sınırlı gerilemesinin kredi notu açısından kritik faktör olan ekonomide sert iniş riskinin büyük ölçüde ortadan kalktığını gösterdiğini ifade etti.

Bununla birlikte TL'deki birikimli değer kaybının henüz enflasyona ve reel sektöre etkilerinin tam olarak yansımadığını söylemenin mümkün olduğunu aktaran Özcan, şunları kaydetti:
"Hükümet'in dengeleyici ekonomi politikası, Merkez Bankası'nın politika araç zenginliği ve kararlı duruşuyla BDDK'nın aldığı ve alması muhtemel makro ihtiyati önlemler bu riskleri önemli ölçüde sınırlayacaktır. Öte yandan hem iç talebe dair artan aşağı yönlü riskler hem de daha rekabetçi TL ile artması muhtemel toplam ihracat sayesinde cari işlemler açığının bu yıl öngörülenden daha hızlı daraldığını görebiliriz. Bu noktada döviz rezervlerine özellikle de Merkez Bankası'nın net döviz pozisyonunun sığlığına dair eleştiriler olsa da, cari açığın azaldığı bir konjonktürde döviz rezervlerinin riskleri sınırlamada yeterli olduğu kanısındayız. Nitekim ithalatın rezervlerle karşılama oranı da son aylarda iyileşiyor. Tüm kredi derecelendirme kuruluşlarının son raporlarında belirttiği gibi, Türkiye'de güçlü kamu maliyesi ve sağlıklı sermayelendirilmiş Türk bankacılık sektörü olası risklere karşı en önemli tamponları..."
Özcan, AB tanımlı kamu borç stokunun milli gelire oran olarak 2012'deki yüzde 36,2'den 2013 sonunda yüzde 36,1'e gerilediğini kaydederek, 2014 yılında TL'deki değer kaybı nedeniyle sınırlı bir artış olsa da, gelişmiş ve diğer gelişmekte olan ülkeler ile kıyaslandığında Türkiye'de kamu borç stokunun oldukça düşük kalmaya devam ettiği değerlendirmesinde bulundu.
Kamu net borç stokunun ise 2013 sonunda milli gelire oran olarak yüzde 12,7 ile hesaplanmaya başlandığı tarihten bu yana tarihi düşük seviyesine gerilediğini aktaran Özcan, sözlerini şu şekilde sürdürdü:
"Bir yandan kamu borcu düşerken, bir yandan da hem kur hem faiz riskinin de azaldığını görüyoruz; kamu borç stokunun ortalama vadeye kalan süresi şubat ayı itibarıyla 5,9 yıl ile rekor seviyeye ulaştı. Önümüzdeki dönemde iç talepteki yavaşlamaya paralel dış borç stokundaki artış hız keserken, borç çevirmede herhangi bir sorun yaşanmayacağını düşünüyoruz. Bununla birlikte kritik soru maliyetin ne olacağı iken, kritik değişkenin de yatırımcıların risk algılaması olduğu kanaatindeyiz. Bu noktada kredi notunda ve görünümünde değişiklik yapılmaması risk algısının iyileşmesi açısından katkı sağlayacaktır. Daha da önemlisi seçim sonuçlarının ardından kazanılan istikrarın daha rekabetçi bir ülke haline gelebilmek için yatırımları ve tasarrufu artıracak yapısal reformlara hız verilmesi yararlı olacaktır."

- "Her iki kurumdan da not değişikliği beklemiyorum"

Burgan Yatırım Başekonomisti Haluk Bürümcekçi ise kısa vadede 4 Nisan'da Fitch, 11 Nisan'da ise Moody's tarafından gerçekleştirilecek toplantıları takip ettiklerini belirterek, Fitch'in ayrıca bu karar sonrası 30 Nisan'da Londra'da Türkiye başlıklı bir konferans düzenleyeceğini de açıkladığını ifade etti.

Türkiye'ye yatırım yapılabilir notu veren her iki kurumdan da (Fitch ve Moody's) not değişikliği beklemediğini kaydeden Bürümcekçi, ancak yerel seçimler öncesinde 10 Türk bankasının not görünümünü aşağı yönlü (istikrarlıdan negatife doğru) revize eden Moody's'in benzer değişikliği ülke notunun görünümü için de yapma olasılığının yüksek olduğunu belirtti.

Bürümcekçi, şunları kaydetti:
"İlk etapta, cuma günü Fitch'den bir değişiklik beklemediğimden ve piyasanın da beklemediğini düşündüğümden belirgin bir piyasa tepkisi öngörmüyorum, ancak açıklamanın ayrıntılarında olası not değişikliğine ilişkin bir sinyal varsa piyasalar olumsuz etkilenebilir. Aksi takdirde, tepki sınırlı ancak olumlu yönde olacaktır. Moody's açısından ise, beklentim not görünümünde bir indirim şeklinde ve bunun tam olarak satın alınmadığını yerel seçim sonuçları nedeniyle buna ihtimal verenlerin azaldığını düşünüyorum. Yani beklediğim gibi olursa, piyasaya bir miktar olumsuz yansıyabilir."

- "Türkiye ekonomisinin en güçlü yanı olarak kamu maliyesini görmekteyiz"

Ziraat Yatırım Ekonomisti Bora Tamer Yılmaz ise Türkiye ekonomisinin en güçlü yanı olarak kamu maliyesini gördüklerini belirterek, ülkenin bütçe dinamiklerinin, disiplinle uygulanan maliye politikalarıyla olumlu yönde seyrettiğini söyledi.

2012 yılında yeniden dengelenme sürecinde yüzde 4 büyüme hedefine bağlı olarak öngörüldüğünü düşündükleri vergi gelirlerinin büyümenin yüzde 2,2 oranında gerçekleşmesiyle olumsuz etkilendiğini hatırlatan Yılmaz, buna ek olarak 2012 yılında harcamaların da beklentileri aşınca gözlemcilerde bütçeye ilişkin soru işaretleri belirdiğini kaydetti.

Geçen sene ise büyüme hedefinin yüzde 4 oranına ulaşılması ve mali disiplinin yeniden tesis edilmesiyle 2012 üçüncü çeyreğinde yüzde 2,4 oranına kadar kötüleşen bütçe açığının 2014 yılı başında yüzde1,2 oranına kadar iyileştiğini ifade eden Yılmaz, bütçe açığının bir ülkenin borcunu çevirip çeviremeyeceğiyle ilgili en önemli metriklerden olduğunu aktardı.
Yılmaz, kredi derecelendirme kuruluşlarının da öncelikli kaygısının ülkelerin borçlarını mevcut koşullarda sürdürüp sürdüremeyecekleri olduğunu belirterek, diğer makro ekonomik ve politik göstergelerin de borcun sürdürülebilirliği yönünde bütçeye etkileri açısından değerlendirdiklerini kaydetti.

Güncel koşullarda Merkez Bankası'nın iç talebi etkileyen tüketici kredilerini yavaşlatırken dış talebi karşılayabilecek ticari kredileri canlı tutan "iki-hızlı" kredi politikasının ülkedeki üretim koşullarını canlı tuttuğunu ve 2014 yılı yüzde 4 büyüme hedefindeki olası aşağı yönlü riskleri sınırlandırdığına dikkati çeken Yılmaz, şunları aktardı:
"Güncel açıklamalarla Merkez Bankası'nın kredi politikasının yan etkisi olarak ortaya çıkabilecek banka bilançolarındaki olumsuzlukları da makro-ihtiyati yöntemlerle telafi edeceği anlaşılmakta. Bu yönden incelediğimizde ülkenin vergi gelirleri ve finansal istikrarında kayda değer bir bozulma oluşmadığı söylenebilir. Diğer bir risk unsuru ise cari işlemler dengesi, Türkiye ekonomisinin dış finansman ihtiyacı. İç talepteki yavaşlama ve kredi büyümesinde yönetilen politika ülke ekonomisinin dış dengesini olumlu etkilemek üzerine kurulu. Şubat ayı dış ticaret verisiyle bu sene için beklediğimiz iyileşmeyi tahmin edilenden daha önce görmeye başladığımızı anlamaktayız. Geleceğe dönük olarak Türkiye'nin kamu borç yükünü azaltmaya devam etmesi beklenmekte. GSYH oranı yüzde 36,6'ya kadar iyileşen kamu borçluluğunun önümüzdeki yıllarda azalan faiz oranlarıyla birlikte (tarihsel olarak bakıldığında, geçici olarak faiz oranlarında fiyat istikrarına bağlı olarak yükselmeyi kalıcı değerlendirmemek gerektiği görüşündeyiz) iyileşmeye devam etmesi beklenebilir."

- "4 ve 11 Nisan tarihlerindeki değerlendirmelerde her iki kurumdan da olumsuz yönde bir güncelleme beklememekteyiz"

Hazine'nin düzenlediği ihalelerde değişken faizli enstrümanları tercih etmesinin gelecek yıllarda borç yükünü azaltıcı etki gösterebileceğine değinen Yılmaz, sene başında diğer gelişmekte olan ülkeler ile birlikte Hazine'nin de yabancı para birimi borçlanma ihtiyacını borçlanma maliyetinin gerilediği bir dönemde önemli ölçüde tamamladığını anımsattı.
Fitch'in öncelikleri arasında sermaye çıkışları, finansal istikrarın bozulması ve politik riskler nedeniyle ani talep daralması bulunduğu bilgisini aktaran Yılmaz, Moody's'in ise kamu maliyesindeki gelişmeleri, benzer şekilde politik riski, dış finansmanın kesilmesini (sudden-stop) ve ani talep daralmasını gözettiğini kaydetti.

Tek tek hem Fitch'in hem de Moody's'in takip listesine ilişkin değerlendirmede bulunduğunu belirten Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı:
"Şu ana kadar açıklanan verilerde endişe edilen bütçeyi bozabilecek bir diğer olasılık 'seçim ekonomisi' de gözlenmemekte. Kamu tarafından gerçekleştirilen yatırımları ise 2008 Lehman sonrası süreçte endişe edici bulmuyoruz. Çünkü küresel olarak belirsizliklerin arttığı bir dönemde en güvenilir ekonomik aktör olarak kamunun sorumluluğunu yerine getirerek yatırımları canlı tutması genel olarak ekonomik faaliyeti olumlu etkilemekte. Çin ve Brezilya 2008 Lehman sonrası süreçte kamu yatırımları ile ekonomik faaliyeti canlı tutmaya çalışan ülkeler arasında akla ilk gelenler. Buna ek olarak 30 Mart yerel seçimlerin de tamamlanmasıyla politik belirsizliklerin azaldığı söylenebilir. Bu nedenle 4 ve 11 Nisan tarihlerindeki değerlendirmelerde her iki kurumdan da olumsuz yönde bir güncelleme beklememekteyiz."
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile