Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Doç.Dr. Tamer Akça, sağlığın korunmasının bütün canlıların dinamiğinde gizli olan bir yaşam etkinliği olduğunu belirterek, "Canlı organizma hayat dengesini bozan iç ve dış etkenlere karşı düzeltici tepkiler gösterir" dedi.
MEÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Konferans Salonu'nda, 'Tıp, Büyü, Din-Tıp Evrimine Genel Bir Bakış' konulu konferans veren Akça, tıp mesleğinin tarihteki başlangıcı ve gelişim süreci hakkında bilgiler aktardı. Konuşmasında, tıbbın büyü ve dinle olan yakınlığına dair ipuçları veren Akça, büyüsel tıp, içgüdüsel tıp, amprik tıp ve tapınak tıbbı ile ilgili açıklamalarda bulundu. Tıbbın doğuşunu aydınlatacak yazılı belgelerin henüz olmadığını, ancak paleopatolojik buluntular, prehistorik resimler ve aletler ile günümüz ilkel toplumlarından edinilen bilgilerin ilkel tıbbın kaynağına ilişkin bazı bilgiler sunduğunu söyleyen Tamer Akça, eski canlı kalıntıları üzerindeki hastalıkları inceleyen paleopatoloji biliminin eski Mısır, Mezopotamya ve Antik Çin'deki bazı hastalıklara ilişkin bilgiler verdiğini kaydetti.
Tıbbın gelişiminde çeşitli ara dönemler olduğunun altını çizen ve bu ara dönemleri; içgüdüsel tıp, amprik tıp, büyüsel tıp ve tapınak tıbbı olarak niteleyen Akça, "Sağlığın korunması bütün canlıların dinamiğinde gizli olan bir yaşam etkinliğidir. Canlı organizma hayat dengesini bozan iç ve dış etkenlere karşı düzeltici tepkiler gösterir. Bu tepkiler içgüdüsel nitelikte olup, öğretilmiş bir bilgiye dayanmaz. İnsan türünde de bu tür davranışlar içgüdüsel olarak vardır. Kanayan bölgenin parmakla sıkıca kompresyonu, yılan sokmasında yaranın emilmesi, kırıklarda en az ağrı duyulan pozisyonun alınması bu konuya örnek davranışlar arasındadır. Bütün bu örnekler, tabiattaki canlı yaratıklarda olduğu gibi insan türünde de sağlık koruma içgüdüsünün var olduğunu ortaya koymaktadır ki, buna biz 'İçgüdüsel tıp' veya 'Naturel tıp' adını veriyoruz" diye konuştu.
İnsanların deneme-yanılma yoluyla elde ettikleri yararlı davranışları hem kendi kuşaklarına, hem de sonraki nesillere aktarması ile oluşan amprik tıp sayesinde, bitkilerle diğer maddelerin tedavi edici etkilerinin öğrenildiğini ve birçok cerrahi tekniklerin geliştirilerek başarı ile uygulandığını dile getiren Doç. Dr. Akça, kadınların amprik tıptaki yeri ve önemine de değindi. Ne kadar ilkel olursa olsun dinsiz ve büyüsüz bir halkın olmadığını, her ilkel toplulukta kutsal alan ve dünyevi alanın var olduğunu ve bu iki alanın birbirinden net olarak ayrıldığını kaydeden Akça, kutsal alanı büyü ve din, dünyevi alanı ise bilim olarak açıkladı. Büyü ile bilim arasındaki farklılıklara değinen Akça, "Bilim deneyimden doğar, büyü ise gelenekten türer. Bilim akılla yönlendirilir ve gözlemle düzeltilir, büyü her ikisiyle de ulaşılamayan mistik bir atmosferde var olur. Bilim herkese açıktır, tüm topluluğun ortak varlığıdır. Büyü gizlidir, erginlenme törenleriyle öğretilir ve kalıtsal ardıllara ya da en azından özenle seçilmiş kişilere bırakılır. Bilim doğa gücünün kavranması üzerinde temellenirken büyü, çoğu ilkel halkların inandığı, mistik, belli bir gizil gücün tasarımlanmasıyla doğar" şeklinde konuştu.
Büyücülerin, toplumun gelişmesinde en eski meslek sınıfını oluşturduğunu ve aynı zamanda 'bilgin' yanının da olduğunu belirten Akça, büyünün en önemli öğesinin tılsım olduğunu hatırlatarak, ilkel büyünün metin ve formüllerinde fonetik efekt, istenen şeyi çağıran sözcükler ile atalara ya da kahramanlara yapılan atıfların varlığından söz etti.
Son olarak tapınak tıbbı ile ilgili bilgiler veren Akça, şöyle konuştu; "Çok tanrılı dinler aşamasında toplum ilerledikçe büyünün etkisinden kurtularak, varlık felsefesine sahip bir ahlak sistemi kurulmuştur. Bu dönemde bir rahip sınıfı ortaya çıkmış ve bu sınıf tapınaklarda bütün kutsal bilgilerle birlikte tıbbi bilgileri de korumayı üstlenmişlerdir. Çok tanrılı dönemde tapınaklarda bazı tanrılar hastalık iyileştirici olarak tanınmışlardır. Eski Yunan'da mitolojik dönemde Asklepius, sağlık tanrısı olarak karşımıza çıkar. Asklepius adına yapılan tapınaklarda insanlığa şifa ve ümit sunulmuştur. Asklepion tedavisinin özü inanç ve telkindir. Kullanılan tedaviler mucizevi tedavilerdir. Tanrının yardımı ve yardım isteyenin inancı tapınak rahipleri tarafından verilen ilaçlara eklenirdi. Tek tanrı inancının egemen olduğu Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam'da ise böyle bir inanç yoktur."
Tıp Evrimine Genel Bakış
Mersin Üniversitesi (MEÜ) Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı Başkanı Doç



















