Dr.Göksel Kıter, üç haftadan uzun süren her öksürükte tüberkülozdan kuşkulanılması gerektiğini söyledi
Göksel Kıter, Verem Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada, tüberkülozün, mikroplarla oluşan bulaşıcı bir hastalık olduğunu ve çoğunlukla akciğerlerde hastalık oluşturmalarına rağmen kemikler, eklemler, beyin, böbrekler, sindirim sistemi, omurga gibi organ ve sistemleri de etkileyebildiğini anlattı.
Tüberkülozün önlenebilen, tedavi edilip iyileştirilebilen, toplumsal açıdan önemli bir hastalık olduğunu belirten Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Göksel Kıter, şöyle konuştu: "Türkiye`de toplam 16 bin tüberküloz hastası mevcut. Toplam olgu hızı 100 bin nüfusta 25,8`dir. Hastaların yüzde 62,2`si erkek, yüzde 37,8`si kadındır. Olgu hızının yaş gruplarına dağılımı incelendiğinde, 15-24 yaş grubundan başlayarak yüksek bir düzey izlemekte ve55-64 ile 65 ve üzeri yaşlarda en yüksek düzeye ulaştığı görülmektedir. Hastaların yüzde 65,6`sı akciğer tutulumu, yüzde 30 akciğer dışı organ tutulumu, yüzde 3,8`i hem akciğer hem de akciğer dışı tutulum göstermiştir" Denizli`de, 2011 yılı içerisinde 123 verem hastası tespit edildiğini belirten Prof.Dr. Göksel Kıter, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bulaşma yollarının bilinmesi ve gerekli önlemlerin alınması toplum sağlığı açısından çok önemlidir. Verem hastalığı, hava aracılığı ile hastalardan sağlam kişiye bulaşır. Kullanılan eşyaların ayrılmasının gereği olmadığı gibi kapalı bir ortamdaki havanın solunması ile hastalığın bulaştığı bilinmelidir. En bulaştırıcı olan hastalar tedavi görmemiş, çevrelerine tüberküloz mikrobuyayan akciğer ve gırtlak tüberkülozlulardır. Nefes vermekle, özellikle de öksürmek, hapşırmak, konuşmak ile mikroplar havaya saçılır. Sağlıklı kişiler bu mikropları nefesleriyle alırlar. Hasta ile yakın ve uzun süreli teması olan kişilere bulaşma riski fazladır. Bunlar, aile bireyleri, aynı evi paylaştığı arkadaşları, işyeri arkadaşları olabilir." Bulaşma için genellikle verem hastası bir kişi ile belirli süre birlikte yaşamanın gerekli olduğunu kaydeden Prof.Dr.Kıter, sözlerine şöyle devam etti: "Alınan basiller kişiyi hastalandırmaksızın vücutta saklı kalır ve vücut direncinin düştüğü bir anda hastalık oluşturur. Hastalık gelişme riskinin en yüksek olduğu dönem ilk iki yıldır. İlk iki yılda yüzde 5, sonrasında yüzde 5 olmak üzere, yaşam boyu hastalık gelişme riski yüzde 10`dur. Tedavi başlandıktan sonra bulaşma hızla sona erer. Solunum sistemibulguları, öksürük, balgam çıkarma, balgamda kan görülmesi, göğüs ağrısı, sırt yan ağrısı, nefes darlığı ve ses kısıklığıdır. Sistemik bulgular ise, ateş, gece terlemesi, halsizlik, çabuk yorulma, iştahsızlık, kilo kaybı, çocuklarda kilo alamama ve hastalığın olduğu organa özgün bulgulardır." Prof.Dr.Göksel Kıter, üç haftadan uzun süren her öksürükte tüberkülozdan kuşkulanılması gerektiğini, kuşkulanılan hastalarda, akciğer filmi ve basit bir balgam tetkiki ile tanı koymanın mümkün olduğunu belirterek, "Tedavisi olan, düzenli tedavi ile tamamen iyileşme şansı bulunan, düzenli tedavi edilmezse müzminleşip çevresindeki insanlara, özellikle en yakınlarına hastalık bulaştırma riski taşıyan bu hastalık hakkında bilgi sahibi olmak ve gerekli önlemleri almak toplum sağlığı açısından çok önemlidir"dedi.
Tüberküloz Hastalığı
Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) Hastaneleri Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.



















