Türk-alman İlişkilerinde Yeni Dönem
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff'la yaptığı görüşmede, en çok ele aldıkları noktanın, Türk-Alman ilişkilerini geleceğe taşımak olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Gül, Almanya Cumhurbaşkanı Wulff ile heyetlerarası görüşmelerin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.Geçmişte tüm milletlerin birbiriyle kavga ettiğini, savaşların yapıldığını ve acıların yaşandığını, ama birbiriyle kavga etmeyen iki nadir ülkenin Türkiye ve Almanya olduğunu söyledi.Türk-Alman dış ticaretinin 29 milyar dolar civarında olduğunu belirten Gül, ''Memnuniyetle ifade etmek isterim ki bu senenin ilk yarısında da yüzde 38 artış göstermiştir. Giderek çok artmaktadır'' dedi.Cumhurbaşkanı Gül, ülkeler arasındaki ilişkilerin güçlü şekilde gelişmesinde, her iki ülke ekonomisinin sağlıklı olmasının önemli bir etken olduğunu vurgulayarak, şunlar kaydetti: ''Avrupa'nın en sağlıklı iki ekonomisine sahibiz. Mastrit kriterlerini karşılayan, makro ekonomik göstergeler açısından iki ülke vardır. Türkiye'nin de Almanya'nın da bütçe açıkları en düşüktür, iç borçları en küçük seviyededir. Her iki ülke de büyümesini devam ettirmektedir. Türkiye bu senenin ilk yarısında yüzde 10.2 büyümeyi gerçekleştirmiştir ki, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olmuştur. Bütün bu göstergeler, pek çok Avrupa ülkesinde ise maalesef çok negatiftir. Umut ediyoruz ki hızlı bir toparlanma içeresinde diğer ülkeler de kendilerini toparlarlar ve ekonomik canlanma hep beraber yaşanır.'' -Müzakere süreci- Üyeliğin şartları bulunduğunu, bu şartlardan birinin de ''müzakere sürecinde başarı sağlamak'' olduğunu kaydeden Gül, şöyle devam etti: ''Müzakere süreci nedir; üye olmak isteyen ülkenin bütün standartlarını AB standartlarına taşımasıdır. Bununla ilgili fasıllar vardır, bu fasılların gereğini yapmasıdır. Şimdi Türkiye, bununla meşguldür. Türkiye'nin tam üye olup olmamasının müzakeresinin şu anda yapılmasının çok yersiz olduğu kanaatindeyim. Türkiye'nin müzakere sürecini başarıyla bitirmesine fırsat vermek gerekir. Türkiye, müzakereleri başarıyla bitirdikten sonra Avrupa Konseyi, 'evet Türkiye, hazırdır' diyecek, sonra da üye ülkelerin bazılarında referandum yapılacak. 'Türkiye üye olsun, olmasın' diye. O ülkelerden birisinin halkı, 'hayır biz Türkiye'yi istemiyoruz, Türkiye bize yük olacak' derse, Türkiye zaten tam üye olamayacak. Biz de bunu saygıyla karşılayacağız. Hatta bunu da açıkça konuşmak isterim. Bilmiyorum belki o gün geldiğinde Türk halkı da 'ben tam üye olmak istemiyorum' diyebilir.Ama bugün hepimizin görevi şudur; attığımız imzaları onurlandırmak. Ahde vefa ilkesi, Avrupa'nın temel ilkesidir. Türkiye'nin müzakere sürecini başarıyla bitirmesi, Türkiye'nin çok işine yarar. Türkiye'yi her bakımdan güçlü bir ülke yapar. Demokrasisi, hukuk standartları, ekonomisi, güçlü bir ülke yapar. Bunun da bütün Avrupa'ya ve Avrupa ülkesine katkısı olur. Bundan korkmamak, çekinmemek lazım.'' -Vize konusu- Gül, Alman gazetecinin, ''Göç politikasını eleştirdiniz, en çok neden rahatsızlık duyuyorsunuz?'' sorusu üzerine, Almanya'da 3 milyona yakın Türk yaşadığını, iki ülke arasında da birçok alanda güçlü ilişkiler olduğunu hatırlattı.Almanya'da yaşayan 3 milyon Türk vatandaşından 1 milyonunun, aynı zamanda Alman vatandaşı olduğunu, diğerlerinin de Türk vatandaşlığı bulunduğunu kaydeden Gül, en büyük sorunun gidiş gelişlerde yaşandığını belirtti.Gül, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Özellikle vize konusunda çok büyük sıkıntılar yaşandığını görüyorum. Gelen bütün şikayetler bunlar. Öyle ki; Türk iş adamları fuarlara mallarını gönderiyorlar ama fuarlara biz gidemiyoruz diyorlar; bilim adamları konferanslara davet ediliyorlar, vize alamıyorlar, gelemiyorlar; konser ilan ediliyor ama vizeler çıkmadığı için bu konserler iptal ediliyor. Bir de evlilikle ilgili konular var. İnsanların kiminle evleneceği, çok insani bir konu. Evlenilecek insanın Almancayı bilme şartı olması, bu da birazcık yaralayıcı. Bu konuların özgüven içerisinde tekrar gözden geçirilmesi, karşılıklı konuşulması -muhakkak Alman tarafının da kendi hassasiyetleri vardır- bunlar durduk yere çıkmamıştır ama bunların konuşularak giderilmesi gerektiğine inanıyorum. Artık her şeyi samimiyetle birbirimize açabilecek vaziyetteyiz. Bu tür problemlerin konuşularak çözümlenmesinin, insanları çok rahatlatacağına inanıyorum.''



















