Ümit ÖZDEMİR

Tüm Yazıları

ELİMİZDE TESBİH, DİLİMİZDE GIYBET!

Tesbih çekiyoruz ama insan harcıyoruz. Namaz kılıyoruz ama kul hakkını çiğniyoruz. Kur`an okuyoruz ama kardeşimizin arkasından konuşuyoruz. Sonra da kendimize “Ne güzel Müslümanım!” demekte hiçbir sakınca görmüyoruz! İşte asıl tehlike burada başlıyor. Çünkü insanın ibadetleriyle ahlakı arasındaki mesafe açıldıkça, ortaya garip bir manzara çıkıyor: Elinde tesbih olan ama dilinden insanları kurtaramadığımız insanlar…
 
Kur`an, gıybet konusunda öyle ağır bir benzetme yapıyor ki, bugün tekrar tekrar okumamız gerekiyor: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Sizden biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurât, 12)
 
Düşünün! Allah, gıybeti “küçük bir dil sürçmesi” diye anlatmıyor! Bir insanın arkasından konuşmayı, ölmüş kardeşinin etini yemek kadar çirkin bir fiille karşılaştırıyor..
 
Peki biz ne yapıyoruz?
 
“Ben onun yüzüne karşı da söylerim.”
 
“Yalan değil ki, gerçekten öyle.”
 
“Zaten herkes biliyor.”
 
“Ben kötü niyetle söylemedim.”
 
Bunların hiçbiri gıybeti masumlaştırmıyor.
Peygamberimiz açıkça soruyor: 
 
“Gıybet nedir, biliyor musunuz?”
 
Sahâbe dinliyor.
 
Efendimiz, kişinin arkasından hoşlanmayacağı bir şeyi söylemenin gıybet olduğunu bildiriyor.
 
“Peki söylediğimiz şey onda varsa?”
 
Cevap daha da çarpıcı:
 
“Söylediğin şey onda varsa gıybet etmiş olursun; onda yoksa iftira etmiş olursun.” (Müslim, Birr, 70)
 
Yani mesele “Ben doğruyu söyledim” diyerek kurtulabileceğimiz kadar basit değil. Doğru bir bilgiyi, yanlış bir niyetle ve yanlış bir yerde kullanmak da insanı günaha sürükleyebilir. Üstelik çoğu zaman o insanın haberi bile yok.
 
Ne kolay değil mi?
 
Yüzüne söyleyemediğimizi arkasından söylemek…
 
Karşımızda savunamayacak bir insan hakkında hüküm vermek…
 
Kendi kusurlarımızı unutup başkasının kusurunu büyütmek…
 
Sonra da tesbihimizi çekmeye devam etmek!
Belki de bazı tesbihlerimizi saymadan önce, dilimizden çıkan sözleri saymamız gerekiyor..
 
Namaz kılıp zulmediyorsak! Oruç tutup dilimizi tutmuyorsak! Tesbih çekip insanların arkasından konuşuyorsak! Kur'an okuyup Kur'an'ın ahlakını hayatımıza taşımıyorsak! Sorun ibadetin kendisinde değil, bizim ibadetten ne anladığımızdadır! Eğer ibadet insanı değiştirmiyorsa, insanın kendisine dönüp bakması gerekir. Nitekim Peygamberimiz şöyle buyuruyor: “Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların selâmette olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4; Müslim, Îmân, 64)
 
Ne kadar ağır bir ölçü!
 
Bizim yanımızda insanlar kendilerini güvende hissediyor mu?
 
Birisi derdini anlattığında, ertesi gün o derdi başkasına taşıyor muyuz?
 
Bir insan bize sırrını verdiğinde, o sır gerçekten bizde kalıyor mu?
 
Yanımızdan ayrılan bir insan, “Acaba arkamdan konuşur mu?” diye düşünüyor muyuz? 
 
Eskiden gıybet birkaç kişinin arasında kalırdı.
Şimdi ise bir telefon ekranı yetiyor! Bir fotoğraf, bir yorum, bir “duydunuz mu?” mesajı, bir imalı paylaşım bir başkasının hayatını milyonların önüne sermeye yetiyor.. Üstelik artık gıybet sadece konuşulmuyor. Yazılıyor, kaydediliyor, ekran görüntüsü alınıyor ve yayılıyor.. Kur'an'ın şu uyarısı bugün sosyal medya çağında daha da anlamlı: “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.” (İsrâ, 36)
 
Bir haberi doğrulamadan paylaşmak…
 
Bir insan hakkında duyduğumuz iddiayı araştırmadan yaymak…
 
Birinin özel hayatını “merak” adı altında konuşmak…
 
Bunların hiçbirini “Ben sadece paylaştım” diyerek masumlaştıramayız! 
 
Çünkü paylaş tuşunun da vebali var..
 
Belki de en acı tarafı şu: Bazen din adına konuşuyoruz, yazıyoruz ama dinin en temel ahlak ölçülerini ihmal ediyoruz. Başkasının günahını anlatırken kendi günahımızı unutuyoruz. Başkasının kusurunu teşhir ederken kendi kusurlarımızı perdelemeye çalışıyoruz. Bir insanın hatasını anlatırken kendimizi hakem, hâkim ve hatta bazen savcı yerine koyuyoruz..
 
Oysa hepimizin kusuru var! 
 
Hepimizin gizlediği tarafları var. Hepimizin Allah'ın örtmesiyle ayakta duran günahları var. Belki de bu yüzden başkasının ayıbını anlatmadan önce aynaya bakmak gerekiyor. Çünkü Allah'ın bizim ayıplarımızı örtmesini isteyip, başkasının ayıbını ortaya dökmek büyük bir çelişkidir..
 
Bir gün elimiz tesbih tutmayacak...
Dilimiz konuşmayacak...
Telefonumuz olmayacak...
Sosyal medya hesabımız olmayacak...
Hakkımızda yapılan yorumlara cevap veremeyeceğiz...
 
Yazdıklarımızın ve söylediklerimizin hesabı olacak! Nitekim Peygamberimiz, insanın cennete veya cehenneme götüren sözlerin dilinden çıkabileceğini bildirerek dilin tehlikesine dikkat çekmiştir. İşte bu yüzden mesele sadece kaç defa “Subhanallah” dediğimiz değildir! 
 
Aslında önemli olan kaç insanın arkasından konuşmadığımız! Kaç kişinin ayıbını örttüğümüz! Kaç dedikoduyu susturduğumuz! Kaç iftirayı yaymadığımız! Kaç insanın onurunu koruduğumuzdur…
 
Belki de gerçek imtihan tam da burada başlıyor! 
 
Tesbihin taneleri parmaklarımızın arasında dönüyor olabilir. Ama asıl mesele, ahlakımızın hayatımızda dönüp dönmediğidir. Elimizde tesbih olup dilimizde gıybet varsa, durup düşünelim. Çünkü Allah'ı zikreden bir dilin, Allah'ın kullarını incitmesi büyük bir çelişkidir. Tesbihi bırakın demiyorum. Ama tesbihin yanına bir şey daha koyun: Vicdan! Çünkü bazen en büyük zikir, söylenmesi mümkün olduğu halde söylenmeyen sözdür..
 
Ve unutmayalım: Bir insanın arkasından konuşurken belki o bizi duymuyor. Ama Allah herkesi ve herşeyi duyuyor..
 
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile