
Prof. Dr. Beyhan Asma
İRANLILAR VE TÜRKLER
Türklerle İranlıların daha yoğun ilişkileri, iki ulusun İslamiyeti kabul etmeleriyle başladı. Türkler bu dönemde Orta Asya'dan batıya akın ederek İranlılarla karşılaştılar. Bu karşılaşma her iki kültürü de çok derin bir şekilde etkiledi. İki halkın çok daha yakın ilişki içine girdiği dönem, Selçuklu Devleti'nin İran coğrafyasına egemen olmasıyla başlamıştır. Bu dönemde Farsça, Fars sanatı ve Fars bürokrasisi, Selçuklu Devleti içinde önemli bir yer buldu. Bu etkileşim İran coğrafyası ile de sınırlı kalmadı, Anadolu'ya da geçti.20. yüzyıla kadar İran'da kurulmuş olan hemen hemen her devlet bir Türk hanedanı tarafından yönetildi.Bir yandan da Türk dili çok sayıda Farsça kelimeyi benimseyerek İran kültüründen derin bir şekilde etkilendi. Sanat, bilim ve devlet yönetimi konusunda Türkler İranlılardan birçok bilgi edindiler. İran İslamiyet dönemindeki tarihi boyunca sürekli bir şekilde Türk hanedanları tarafından yönetilmiş olsa da Anadolu'ya yerleşmiş olan Türklerle, Türkler tarafından yönetilen İranlılar arasındaki çekişmeler hiçbir zaman sona ermedi. İran'ı yöneten Timur Devleti ve Akkoyunlular devamlı Osmanlılarla savaştılar.
Ancak Türk-İran ilişkilerindeki en önemli dönüm noktası yine bir Azeri asıllı Türk hanedanı olan Safevilerin işbaşına geçmesiyle meydana geldi. Safeviler 16. yüzyılda İran'da işbaşına geçtiler ve Şiiliği kabul ederek Doğu Anadolu Bölgesi'nde Oniki İmam inancını yayıp Alevi Türkmenleri ve Kızılbaşları kışkırtıp İran'ı dünya Şiiliğinin odak noktası haline getirdiler. Osmanlılar ise Hilâfeti ele geçirerek Sünniliğin önderleri haline geldiler. Bu tarihten sonra Osmanlı-İran çekişmesi aynı zamanda Sünni-Şii ve Sünni-Alevi çekişmesinin de bir parçası haline geldi. Ayrıca İran edebiyatının en önemli şairlerinden Firdevsî'nin 33 yılda hazırladığı 60.000 beyitten oluşan Şehnâme eserinde Sasani döneminde (224–651) İranlılarla Turan halklarının ilişkilerinden ve gerçekleştirdikleri savaşlardan söz edilmektedir. İran edebiyatının bu temel eserinde, Sasanilerle Türklerin savaşlarından İran bakış açısıyla söz edilmekle birlikte, bir yandan da Turanlılar ile İranlılar'ın eski İran hükümdarlarından Tur ve İr'in soyundan geldikleri iddia edilerek bu iki halk kardeş görülür. Safevilerle Osmanlılar 16. ve 17. yüzyıllarda defalarca savaştılar.
Bağdat, Tebriz, Karabağ, Gürcistan gibi bölgeler defalarca el değiştirdi. Hiçbir taraf kesin bir üstünlük sağlayamadı. Ancak iki ülkenin de büyümekte olan Avrupa tehditine karşı birbirlerini zayıflattıkları söylenebilir. Sonunda 1639 yılında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması'yla Türk-İran sınırı belirlendi. Günümüzde dahi geçerliliğini sürdüren Orta Doğu'da emperyal cetvelle çizilmemiş yegâne sınırdır. Eski Türkçede ``tat`` sözcüğü hem ``Fars``, hem de ``silah üzerindeki pas`` anlamına gelir. 11. yüzyıl leksikografı Kâşgarlı Mahmud ayrılmaz Türk-Fars ilişkilerini esprili bir şekilde şöyle özetlemiştir:[8]başsız börk bolmas (Başsız şapka olmaz) tatsız Türk bolmas (Fars'sız/passız Türk olmaz)
Yasal Sorumluluk
Sitemizde yayımlanan köşe yazıları ve yorumlar yazarların kendi görüşleridir.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tüm hukuki ve cezai sorumluluk yazarlara aittir.
Site yönetimi bu içeriklerden dolayı sorumlu tutulamaz.