Prof. Dr. Beyhan Asma

Tüm Yazıları

OKULLARDAKİ ŞİDDET VE AİLE

Toplum geneline yayılmış olan ve aslında bağıra çağıra okullara kadar inen şiddet sarmalının en büyük tetikleyicilerinden biri de aile yapısındaki değişimdir, Geleneksel yapıda babanın toplumsal statüsü ve sosyolojik olarak ona verilen ailenin geçimini ve geleceğini sağlama sorumluluğu sebebiyle çocuk üzerindeki duygusal etkisi anneye göre daima daha az ve mesafeli olmuştur. Babanın çocuk üzerindeki bu duygusal mesafesi, aslında çocuğun iç dünyasında devasa ve tehlikeli bir boşluk yaratmaktadır. Baba evin çınar ağacı bir çocuğun zihninde sadece evin maddi ihtiyaçlarını karşılayan biri, saygı duyulması gereken soğuk bir otorite ve korku figürü olmamalıdır. Baba dış dünyaya karşı güvenin, kuralların, sınırların ve duygusal dayanıklılığın da ilk temel taşıdır. Çocuklar ise sosyal sınırları, neyin kabul edilebilir neyin edilemez olduğunu genellikle baba rehberliğinde öğrenir. Babanın duygusal olarak var olmadığı ya da sadece kızdığında ortaya çıkan ceza veren bir figür olduğu durumlarda çocuk kendi içselliğini kontrol etmeyi asla öğrenemez. Sınırlarını evde şefkatle ve mantıkla çizmeyi öğrenemeyen bir çocuk ise o sınırları okulda akranlarına zorbalık yaparak ya da öğretmenine başkaldırarak test etmeye kalkar. Yani, baba ile kurulamayan sağlıklı ve destekleyici iletişim, ergenlik çağında ciddi bir aidiyet ve kimlik krizine dönüşür. İşte tam da bu noktada bu krizi çözmek anneye düşüyor. Ancak son yıllarda bütün dünyada, ekonomik zorluklar değişen yaşam standartlarıyla birlikte annelerin de yoğun şekilde çalışma hayatına katılması, aile içi dengeleri değiştirdi. Bunun sonucu olarak ne anneyle ne de babayla yeterli iletişim kurabilen çocuklar, sevgi ve ilgi ihtiyaçlarını dışarıda aramaya başlıyor .Bununla birlikte hayat meşe katı içinde anne babaların duygusal ve fiziksel temas kuramayan, tek başına büyüyen çocukların sayısı gün geçtikçe toplumda artıyor. Bu yalnızlık, çocuklarda büyük bir boşluk oluşturup aidiyet arayışını arttırmakta. Bazı aileler maalesef çocuklarının hatalarını kabul etmek yerine onları aşırı korumacı bir tavırla savunarak koruyarak sözüm ona hiçbir sınır ve sorumluluk bilmeden büyüyen kuralsız saygısız bir genç nesil ortaya çıkmasına neden oluyor. Çocukların evde bulamadığı o aidiyet hissini nerede aradığına baktığımızda ise karşımıza dipsiz araştırılmaya açık bir dijital kuyu çıkıyor. Teknolojinin hızla gelişmesi, çocukları kontrolsüz film içeriklerin, zararlı dijital arkadaş grupların hatta sapkın düşünce ve söylemlerin hedef noktası haline getiriyor. Toplumun büyük bir kısmı dijital okuryazarlık konusunda yeterli değildir, çocuklarını öğrencilerini pedagojik eğitimden geçmeyen, zorbalığı ve bireysel toplumsal şiddeti normalleştiren içeriklere kolayca ulaşmasına neden olmaktadır. Bu da şiddetin zorbalığın gençler arasında sıradan bir davranış biçimi haline gelmesine neden olmaktadır. Daha derin bir araştırmayla konuyu irdelediğimizde şiddetin okullara durduk yere girmediğini görüyoruz. Şiddet, toplumun genel yapısının bir yansımasıdır ve çoğu zaman ilk olarak aile içinde ortaya çıktığı uzmanlar tarafından haykırırcasına söyleniyor. Evdeki denetimsizlik ,ilgisizlik, toplumsal şiddeti oluşturan etmenlere kadar ulaşıyor.
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile