Ümit ÖZDEMİR

Tüm Yazıları

ZAMLARIN GÖLGESİNDE EZİLEN HAYATLAR!

Bir tarafta lüks tüketim, diğer tarafta çocuğunun beslenme çantasına ne koyacağını düşünen anne babalar var. Bir emekli daha ucuz sebze alabilmek için pazarın kapanışını bekliyorsa, bir çalışan maaşıyla kirasını ve mutfak masrafını karşılayamıyorsa burada yalnızca geçim değil, adalet meselesi de vardır.

Böyle bir tabloda kürsüden sadece “İsraf etmeyin!” demek yeterli midir? Yoksula tasarruf tavsiye etmek kolaydır. Asıl mesele, insanların insanca yaşayabileceği şartların oluşması için de sorumluluk almaktır.

Bir ülkede mutfaklar yangın yerine dönmüş, tencereler eskisi kadar kaynamaz olmuşsa dinî kürsülerden yükselen sesin toplumun gerçekleriyle de buluşması gerekir.

Elbette israf haramdır. Nimeti korumak, ekmeği çöpe atmamak ve tüketimde ölçülü olmak dinimizin temel ahlak ilkelerindendir. Kur'an, “Yiyin, için fakat israf etmeyin” buyurur. (A‘râf, 31.)

Ancak israfı anlatırken yoksulluğu, nimeti anlatırken ona ulaşamayanı görmezden gelmek, dinin ahlak çağrısını eksik bırakmaktır. Çünkü bugün birçok insanın derdi ekmeği çöpe atmak değil, sofrasına koyacak ekmeği bulabilmektir.

Fırsatçılık da ahlak meselesidir!

Elbette artan maliyetler fiyatlara yansıyabilir; dürüst esnafın mücadelesini de görmezden gelemeyiz. Ancak maliyetleri bahane ederek fırsat kollayan, temel ihtiyaçlar üzerinden insanların çaresizliğini kazanca dönüştüren anlayışın da karşısında durmalıyız.

Çünkü ticaret yalnızca alıp satmak değil, aynı zamanda ahlaktır. “Ne kadar kazanırım?” sorusu kadar “Bu kazanç ne kadar hakkaniyetli?” sorusu da önemlidir.

Camide helal kazancı anlatıp dükkânda kul hakkını gözetmemek, söz ile davranış arasındaki uçurumu büyütür. Dinî hassasiyet, yalnızca dilde değil, ticarette ve insan ilişkilerinde de kendini göstermelidir.

Adaletsiz maaş, görünmeyen israftır!

Saatlerce çalıştığı hâlde emeğinin karşılığıyla temel ihtiyaçlarını karşılayamayan insanın meselesi yalnızca ekonomi değildir. Çalışanın hakkını geciktirmek, emeğini değersizleştirmek ve geçim korkusunu baskı aracına dönüştürmek de ahlakla bağdaşmaz.

Kur'an, insanların haklarının eksik verilmesini eleştirir. (Şuarâ, 183.) Öyleyse adil ücreti, kul hakkını ve emeğin karşılığını konuşmadan ahlak vaazı vermek ne kadar yeterlidir?

İslam'ın iktisat ahlakı yalnızca bireyin tabağındaki lokmayla sınırlı değildir. Kazancın nasıl elde edildiğini, servetin nasıl paylaşıldığını ve ihtiyaç sahibinin nasıl gözetildiğini de kapsar. Kur'an'ın servetin yalnızca zenginler arasında dolaşan bir imkâna dönüşmemesine ilişkin uyarısı da bu sorumluluğu hatırlatır. (Haşr, 7.)

Öyleyse dinî nasihatler yalnızca yoksulun harcamalarına değil, imkân sahibinin sorumluluklarına da yönelmelidir. İsrafı eleştirirken gösterişçi tüketimi konuşalım; ama fırsatçılığı, adaletsiz kazancı ve hakkı verilmeyen emeği de unutmayalım.

Dolayısıyla bir toplumun vicdanı yalnızca çöpe atılan ekmekle değil; hakkı verilmeyen emekle, adaletsiz kazançla ve görmezden gelinen açlıkla da sınanır! Çünkü ahlak, yalnızca yoksula ne yapması gerektiğini söylemek değil, güçlüye de ne yapmaması gerektiğini hatırlatmaktır.

Vesselam..
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile