Erdoğan, "İktidarı körü körüne destekleyen medya istemiyoruz.Biz medyanın bizim tarafımızı tutmasını istemiyoruz ama bir tarafın parçası olmasını da istemiyoruz. Ama bir odağın hareket merkezi olmasını da istemiyoruz. Hak ve özgürlüklerin tarafı olacaktır. Ancak özgürlükleri herkes kendisine yontmamalı" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bugün medya kurumlarının yöneticileriyle bir araya geldi. Geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen AK Parti Merkez Yürütme Kurulu toplantısından, her ay bir meslek kuruluşuyla görüşme kararı çıkmıştı. Başbakan Erdoğan, ilk toplantısını medya temsilcileriyle yaptı. Dolmabahçe'deki Başbakanlık Çalışma Ofisindeki toplantı saat 10.00'da başladı. Başbakan Erdoğan, salonda konukların ellerini tek tek sıktı ve bir süre sohbet etti. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve AK parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in de katıldığı toplantı, Başbakan Erdoğan'ın konuşmasıyla başladı.
Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar şöyle:
Anayasa mahkemesinin ve HSYK'nın yapısının değişmesi geçici 15. maddenin kaldırılması ile Türkiye çok farklı bir döneme adımlarını atıyor. Dün de ifade ettim, biz 12 Eylül'de ortaya çıkan sonucun Türkiye haritasını farklı renklere boyadığına inanmıyoruz. Tam tersine ortaya çıkan tablo Türkiye'nin demokratikleşme yolunda çok fazla mesafe kat ettiğini gösteriyor. İleri demokrasilerden biri olan ABD'de başkanlık seçimlerinde Türkiye'dekine benzer bir harita oluşmasına rağmen hiç kimse kalkıpta ABD'nin bölündüğünü ifade etmiyor.
TÜRK MİLLETİ HER ZAMAN DEĞİŞİMDEN VE DEMOKRASİDEN YANA OLMUŞTUR
Neticeleri o çok küçük yüzdelerin belirlemesine rağmen kimse onları görmüyor sorgulamıyor. Herhangi bir İl yerel farklı genel seçimlerde farklı halk oylamasında farklı tercihlerde bulunabiliyor.
12 Eylül'le birlikte yeni bir sayfa açılmıştır. Topyekün milletin kazandığını belirttik. Yüzde 42 oranındaki hayır oylarının ne anlama geldiğini nasıl okunması gerektiğini halk oylamasından nasıl bir mesaj almamız gerektiği konusunda arkadaşlarımız yurt içinde çalışmaları sürdürüyorlar. Çıkan sonuç elbette bir başarıyı yansıtıyor. Tüm partilere düşen milletin mesajını doğru anlamaktır. Özellikle ileri demokrasiyi seçerek söylüyorum. Türk milleti her zaman değişimden demokratikleşmeden yana olmuştur. Bu özlemi gidermek tüm siyasetçilerin görevidir. Eğer toplumda kaygı tereddüt var ise bunları gidermek te bizim görevimizdir.
Her şeyden önce yöneten insan, yönetilen de insan. Biz bize oy versin yada vermesin 73 milyonun tamamının hükümetiyiz. Bu anlayışla hizmet üretiyoruz. Bizim iktidarımız Türkiye'nin 780 bin km'sine hizmet götüren bir iktidardır. Tabii ki bunun bir çok boyutu var. Kültürel boyutu var, inanç boyutu var. Bütün bu noktalarda da ne gibi eksiklikler var ise bunların gayreti içerisinde olmak bizim görevimizdir.
KORKU VE KAYGI YAYANLAR HER ZAMAN KAYBEDER
Bize oy verenleri anladığımız kadar oy vermeyenleri de anlamlandırmanın mücadelesini veriyor empati kurmaya çalışıyoruz. Demokrasi sadece iktidardan oluşmuyor, güçlü bir demokrasi istiyorsak güçlü bir iktidar, güçlü bir muhalefet ile olur. Muhalefetin olmadığı bir süreç eksik bir süreçtir.
Halk oylaması sürecinde kutsal değerlerin istismarını bir propaganda olarak kullanan muhalefetin 12 Eylül'den sonra devam ettirmesini biz talihsizlik olarak görüyoruz. Gerilimden, kutuplaşmadan, korku ve kaygı yaymaktan medet umanlar her zaman kaybettiler, bundan sonra da kaybetmeye mahkum olacaklardır. Üslubumuzu yol ve yöntemlerimizi gözden geçirelim çağrısı yaptım. Biz kapıları kapatan olmayacağız, kapımız da gönlümüz de herkese açık olacak. Temenni ederim ki diğer partilerde bu iyi niyetimizi olumlu karşılar ve siyasetin çıtasını daha da yukarı çekeriz. Bu nokta da medyamıza da büyük sorumluluk düşüyor. Demokrasi tahammül rejimidir, diyalog ve hoşgörü rejimidir. Sadece iktidar ve muhalefet değil, yazılı ve görsel medya kuruluşları da demokrasi ve kültürün bir parçası. Sorumluluk ve yükümlülük sahibi olarak ortadadır. İktidar ile medyanın her konuda yüzde yüz mutabakat içinde, uyum içinde olması beklenemez. Hiçbir demokratik ülkede bu yoktur. Mevlana'nın güzel bir sözü var 'İyi bir dostu olanın aynaya ihtiyacı yoktur' der. Dostu için dostunun iyiliği için yapar. Biz medyanın bize acı gerçekleri gösteren yapıcı eleştiride bulunan bir ayna olmasını her zaman arzuladık ve arzuluyoruz.
MUHTAR BİLE OLAMAZ DEDİLER
Zaman zaman polemiklerimiz oldu. Bunlar iftiraya yönelik bir isyanın tezahürüdür. Bizden eleştirilere tahammül beklediği kadar kendileri de tahammül içerisinde olmalıdır. Medyanın eleştirme hakkı olduğu kadar siyasetçinin de eleştirme hakkı vardır. Biz eleştirinin hedef gösterme bastırma sindirme girişimi olarak gösterilmesini de yanlış görüyoruz.
En son Tophane'de yaşanan olaylar farklı bir boyut kazandı. Lokal bir olay gereğinden fazla abartılarak yurt içi ve yurt dışında adeta bir Türkiye tablosu gibi sunuldu. Bu lokal bir olayın 12 Eylül halk oylamasında çıkan sonucun tezahürü olarak gösterildi. Sizler de çok iyi bilirsiniz ki olgu ile algı arasındaki makasın bu derece açılması sağlıksız bir iletişimin var olduğunu gösterir. Medya 4. kuvvettir. İktidarı körü körüne destekleyen bir medya yapısı da demokrasinin yükseltilmesine katkı sağlamayacaktır. Biz bunun acısını çok çektik. 1994 Yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığımdan itibaren adeta manşetlerle mücadele ederek bugünlere geldik. Muhtar bile olamaz manşeti atıldı. Ben mahkum oldum, cezaevine gidiyorum. Ne yaptım da cezaevine gidiyorum. Sizin her zaman muhatap olduğunuz, yazdıklarınızı bir şairin şiirini okumaktan gidiyorum. Bunun dışında bir suçum yoktu. Parlamento çoğunluğu ile geçen bir yasa için 411 el kaosa kalktı yazıldı. Muhtıra gibi tavsiye, genç subaylar rahatsız, tehlikenin farkında mısınız gibi başlıklar atıldı. Biz medyanın bizim tarafımızı tutmasını istemiyoruz ama siyasi bir parça olmasını da doğru bulmuyoruz. Medya elbette hukukun tarafı olacaktır.
ÇETELERİN ÜZERİNİ ÖRTENLER KENDİ MESLEKTAŞLARINA HAKSIZLIK ETTİ
Özgürlükleri herkes kendisine yontmamalı. Bazı özgürlükleri iyi bazılarını kötü görmemelidir. Bizim hükümet olarak çetelerle yaptığımız mücadele, hukuksuzluğa gösterdiğimiz tepki zaman zaman medya tarafından görmezden geliniyor. Türkiye'nin demokratikleşmesi, çetelerin deşifre edilmesi medya tarafından güçlü şekilde desteklenmesi gerekirken burada da sesiz kalınıyor.
Haberleri cesurca sunan medya kuruluşları ise yandaş olarak anıldı. Bu ülkede onlarca gazeteci terörün, mafyanın hışmına uğradı, faili meçhul kurbanı oldu. Yüzlerce gazeteci fikirlerinden ötürü o karanlık dönemlerde yargılandı. İşkence gördüler, yıllarca hapishanelerde hayat sürdüler. Bir çok gazeteci bu diyarlardan göç etmek zorunda kaldı. Bugün biz bu karanlığı aydınlığa çevirmek için yoğun çaba gösterirken biz ne yazık ki medyanın eleştirisini alıyoruz. Çetelerin üzerini örtenler Türkiye'ye demokrasimize haksızlık etmekten daha fazla kendi meslektaşlarına haksızlık etmişlerdir. Gelecek adına bir öz eleştirinin kaçınılmaz olduğu inancındayım.
ORADA YAŞAMAMIŞ OLSAM İNANACAM
Çok acı yaşadığım bir tespiti paylaşmak istiyorum. İstanbul’umuzun belli bir semti çok önemli bir konuma gelmiş bir beyefendi tarafından öyle anlatılıyor ki yani orada hiç yaşamamış olsam ben de inanacağım. Oraya sadece belli giysiler içerisindeki insanlar giriyor gibi gösteriliyor. Başka kimse giremiyor niye biliyorum ki o semti sadece gazetedeki fotoğraflardan tanımış. Kendileri oraya hiç girmemiş. Ama o semti fotoğraflayan o yayın organları ne yazık ki Türkiye'yi öyle tanıtıyor. Türkiye'yi o resimle tanıyanlar her gittiğimiz yerde bize bunu soruyor. Bizde onlar da var bunlar da var demek zorunda kalıyoruz. Bazen inanın fotoğraf albümleri ile gitmek zorunda kaldık. Bazılarını özel davet ettim gelsin yerinde görsün. İşte onun için son dönemdeki turizm patlamasının bize faydaları oldu. Dediler ki biz artık hakikaten Türkiye'yi tanımıyoruz. 10 Yıl önce böyleydi şimdi bambaşka bir Türkiye var. Ne olur arşivlerinizi bir gözden geçirin ve 30-40 yıl önceki manşetlerle bugün manşet atarken hiç olmazsa birbirine uymasın. Aynı manşet olunca biz üzülüyoruz. Biz kendi payımıza düşeni hassasiyetle izliyoruz izleyecek ve tekrar yaşanmaması için her türlü tedbiri alacağız, ancak medyanın da aynı şekilde bize destek vermesini bekliyoruz.
TERÖR PROPAGANDASI YAPILIYOR
Terör ve terörün minimize edilmesi ve sona erdirilmesi için ortaya koyduğumuz çabalar. Özellikle son dönemde Milli Birlik ve Kardeşlik sürecinin desteklenmesi konusunda medyanın takındığı tavırdan dolayı hepinize özellikle teşekkür ediyorum. Böyle önemli bir meselenin çözümünde medya üzerinde önemli bir sorumluluk bulunduğunu biliyoruz. Terör olayları sonrasında yapılan yayınlar özellikle bazı tiplerin ısrarla televizyona çıkartılması, adeta terörün o yanmakta olan fitilini uzatmaya çalıştığını görüyoruz. Toplumu bilgilendirmenin ötesine geçerek terörün propagandasını yaptığını görüyorum. Ben şehit annesi ağlamasının gösterilmemesini söylediğim için çok eleştirildim. O annelerin acılı hallerinin sayfalara ekranlara yansıması insan hakları adına haksızlıktır inancındayım.
BU İŞİ BİTİRMEK İSTİYORUZ
Vaktimizi karşılıklı soru cevaplarla değerlendirmeyi daha yararlı buluyorum. 12 Eylül halk oylaması 26 maddelik değişiklik Türkiye için bir milat olmuştur. Türkiye için yeni bir başlangıç yapmak istiyoruz. Demokratik olgunluğa ulaşmış bir ülkenin hükümeti olarak kucaklayıcı bir tavırla geleceğe yürümek istiyoruz. Daha önce söyledim, gelin hazırlıklarımızı yapalım bütün siyasi partiler olarak, STK'lar olarak hazırlıklarımızı yapalım, medya mensupları ile birlikte bu sürece ne katabilirsek 2011 seçimlerinden hemen sonra bu işi parlamentoda meclis başkanlığına getirelim onların koordinesinde grubu olan her siyasi parti üye versin oturalım çalışalım ortaya bir metin çıkartalım ondan sonra da genel kurula sunup bu işi bitirelim istiyoruz. Sayın Toptan'ın davetine olumsuz davet verildi daha önce. Yüzde 65 çoğunluğa sahibiz 2 üye veriyoruz yüzde 35'e sahipler 2 üye veriyorlar bunu kabul etmediler. Medyanın bize ayna tutmasını arzuluyoruz. Biz ilgili tüm kesimlerin de çalışmalarını başlatmasını 2011 seçimlerinin ardından yaptıkları çalışmaları bizimle paylaşmalarını arzu ediyoruz. Bugün sorunları aşmak noktasında her zamankinden daha fazla sorumluyuz.
Bu ivme ile devam ederek 8 yıl sonra 10 yıl sonra dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında olan bir Türkiye'yi görebileceğimize ben gönülden inanıyorum, bir kez daha katıldığınız için özellikle bir kez daha teşekkür ediyorum, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
İktidarı körü körüne destekleyen medya istemiyoruz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''demokratik açılım'' çalışmaları kapsamında medya yöneticileriyle kahvaltıda bir araya geldi.



















