Türkiye İhracatçılar Meclisi‘nin (TİM) 18. Olağan Genel Kurulu, Yenibosna‘da bulunan Dış Ticaret Kompleksi‘nde gerçekleştirildi. Genel Kurula Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Tarım ve Köyişleri Bakanı M. Mehdi Eker, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş da katıldı.
Toplantıda konuşan Başbakan Erdoğan, Türkiye‘nin ihracatının, Cumhuriyet‘in kurulduğu 1923 yılında 51 milyon dolar olarak kayıtlara geçtiğini söyledi. Erdoğan, on yıllar boyunca dış ticaret ve ihracatta ciddi bir artış kaydedilemediğini belirterek, "500 milyon dolar seviyesini ilk kez 1969 yılında aştık. 2002 yılına geldiğimizde ihracatımızın 79 yılda ulaştığı seviye 36 milyar dolardı. 2004 yılında yine önemli bir eşiği hep birlikte aştık. 50 milyar dolar seviyesini geride bıraktık. 2008 yılında
cumhuriyet tarihinin rekor seviyesine 132 milyar dolara ulaştık. Küresel kriz nedeniyle tüm dünyada dış ticaretteki daralma Türkiye‘yi de etkiledi. 2009‘da 102 milyar dolar, 2010‘da da 114 milyar dolar ihracat gerçekleştirdik. Bu yıl sonunda kriz öncesi rakamı, 132 milyar dolar seviyesini aşmış olacağız. Hükümet olarak Cumhuriyetimiz‘in kuruluşunun 100. yıldönümünü taçlandırmamız lazım. Bunu, bu başarılarla taçlandıracağız. 500 milyar dolar ihracat seviyesini inşallah yakalayacağız" dedi.
Büyük hedeflere kilitlenmeyenlerin, büyük düşünmeyenlerin o büyük hayalleri gerçekleştiremeyeceğini belirten Başbakan Erdoğan, "Önce büyük düşüneceksiniz, büyük hedeflere kilitleneceksiniz ve bunu başaracaksınız. Çünkü bu millete lider hareketler yakışır. Bize küçük düşünmek yakışmaz. Karanlık çağları kapatıp, aydınlık çağları açan bir milletin torunlarıyız. Bize bu yakışır. Bizim petrol kuyularının olmayışı, hiçbir zaman dezavantajımız değil. Bu millet, bunu avantaja çeviren bir millettir. Petrol
ülkelerinin bir çoğunun hali ortada. Nasıl olsa oradan para gelecek diye, hep hazırdan götürüyorlar" diye konuştu.
12 Haziran seçimlerinin, 2023 hedefleri noktasında önemli ve taze bir başlangıç olduğunun altını çizen Erdoğan, "Bu ülkenin geleceğine kilitlenen tüm siyasilerin 2023 hedeflerini konuşuyor olması bizi sevindirmiştir. Bunu hep birlikte gerçekleştirmemiz gerekir. Bizim bu ülkeye borcumuz var. Biz, Türk milletinin sırtında yük olmaya değil, sırtındaki yükü almaya ve gelecek kuşaklara farklı bir Türkiye, büyük bir Türkiye hazırlamanın gayreti içerisinde olmalıyız. Bu seçimlerin Türkiye‘nin önünde beyaz bir
sayfa açtığını görüyoruz. 1923‘ten bugüne ihracatın seyrine baktığımızda, ihracat artışının demokratikleşme ve aktif dış politikaya paralel olarak gerçekleştiğini görürsünüz. Ekonominin tüm göstergeleri, elbette ihracatımız da demokratikleşme reformlarına ve güçlü dış politikaya paralel olarak sağlam, istikrarlı ve güvenli bir zeminde ilerliyor. 2002 seçimlerinin ardından ekonomideki hızlı büyüme, ihracattaki hızlı artış hiç tartışmasız Türkiye‘nin elde ettiği güven ve istikrar ortamının gerçekleştirdiği
cesur, demokratik reformların bir neticesidir. Eğer bugün dünya sessiz devrim olarak Türkiye‘nin bu sürecini değerlendiriyorsa, bunun arkasında yatan gerçek budur. Bugün artık demokrasi ile ekonominin veya ekonomik büyümenin paralelliği at başı gitmesi gerekir ve bu hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak şekilde teyit edilmiştir. 12 Haziran seçimleriyle birlikte başlayan yeni süreç, işte bu anlamda çok büyük önem arz ediyor. 2023 hedeflerine, önümüzdeki 12 yılda Türkiye‘nin her alandaki standartlarını çok
daha yükseğe çekerek ulaşacağız. Bizim derdimiz, hedefimiz tek başına ihracatı 500 milyar dolar rakamına ulaştırmak değil, meselemiz Türkiye‘yi bölgesinin en güçlü, istikrarlı ülkesi haline getirmek, demokratik standartları çok daha ileri seviyelere ulaştırmak ve buna paralel olarak da ekonomik kalkınmayı gerçekleştirmektir" dedi.
Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: "Güven ve istikrar devam ettiği sürece, aktif barışçı dış politika sürdüğü, demokratikleşme reformları yapıldığı müddetçe 2023 hedefleri de kendiliğinden gelecektir.
Bazıları konuşuyor. Geçin bu işleri. Türkiye şu anda sağlam zeminde yürüyor. Bizim krizle alakamız yok.
Kriz yaratmak isteyenler zaten yıllardır bu işin aktörlüğünü yapıyorlar. 1946‘da ilk kez çok partili seçimler yapıldı. 1946‘dan itibaren Türkiye çok yoğun şekilde demokrasiyi konuştu. Ülkemiz büyük badireler atlattı ama bu millet hiçbir zaman umudunu yitirmedi, her seferinde sandığa sahip çıktı. Sandığın üzerine çarpı işareti koymadı. Benim ülkemde sandığın üzerine çarpı işareti koyanlar, demokrasi ve özgürlükten bahsedemez. Milli irade çok güçlü şekilde kol kanat gerdi. 12 Haziran seçimlerinin verdiği en
önemli mesajlardan biri işte budur. Millet artık demokrasiyi benimsemiş, demokratik olgunluğa erişmiş durumdadır. Milletimiz her türlü kriz, her türlü tartışma, her türlü mesele karşısında sandığa gidiyor, oyunu kullanıyor ve en son sözü çok güçlü bir biçimde söylüyor. Yetkinin, kararın milletin elinde olduğu, milletin yegane hakem olduğu gerçeği ve kültürü artık Türkiye‘de çok güçlü şekilde yerleşmiştir. Millet çetelere, vesayete, müdahaleye karşı çok net ve çok kararlı bir duruş sergilemiştir. Yaşanan
her kriz, Cumhurbaşkanlığı seçiminde olsun, anayasa değişikliğinde olsun, milletin son seu ülkenin geleceğine kilitlenen tüm siyasilerin 2023 hedeözü söylemesiyle neticelenmiştir. Yerel ve genel seçimler anayasal süreç içinde yapılmış, katılım oldukça yüksek oranlarda gerçekleşmiştir".
Türkiye‘nin ciddi bir demokratik olgunluğa ulaştığını kaydeden Erdoğan, "Milletin ulaştığı bu seviyeye Türkiye‘deki her kurum, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve medyanın da ulaşması kaçınılmaz hale gelmiştir. 12 Haziran ile birlikte Türkiye‘de sadece yeni bir sayfa açılmadı. Türkiye‘nin önünde artık engin bir ufuk, geniş bir vizyon var. Dünün tartışmalarına millet artık son noktayı koymuştur. Dünün siyasi polemikleri, dünün siyaset kültürü de millet tarafından açık ve net bir biçimde
reddedilmiştir. Sandıkta verilen mesaja kulak tıkamak, dünün siyaset kültürüdür. Bugünün siyaset kültüründe ise sandıkta verilen mesajı en iyi şekilde okumak ve gereğini yapmaktır. Bugün biz AK Parti olarak neden yüzde 50 oy aldığımızdan daha ziyade, diğer 50‘nin bize niye oy vermediğini istişare ediyoruz. Bunun bilimsel araştırmalarını yapıyoruz. Biz, bize oy vermeyen yüzde 50‘yi anlamak için çaba sarf ediyoruz. Çünkü bizim yüzde 100‘ü başarmamız lazım. Biz kendi içimizde özeleştiri yapıyoruz, diğer
partilerin de aynı şekilde özeleştiri yapmasını tavsiye ediyoruz. Muhalefetin de artık böyle bir vizyona sahip olmasını, yeni siyasi kültüre ayak uydurmasını bekliyoruz. Muhalefet, demokrasinin vazgeçilmez unsurudur. Muhalefet, demokraside en az iktidar kadar önemli. Kaliteli, seviyeli, yapıcı olan bir muhalefet hem Türkiye hem de iktidar için yol gösterici olacak, demokrasi ve Türkiye‘ye eşsiz katkılar sağlayacaktır. Bugünün sandık sonuçlarını 1946‘ya, 1950 refleksiyle okumak acı vericidir. Türkiye bu
kadar ilerlemişken hala milleti suçlamak, milletin zihniyle, beyniyle, tercihleriyle uğraşmak, millete bir takım sendromlar yakıştırmak ne yazık ki talihsizliktir" şeklinde konuştu.
Erdoğan konuşmasında şunları söyledi: "Üçüncü kez üst üste genel seçim kazanmış, iki kez yerel seçim kazanmış, iki kez referandumda halkıyla buluşmuş ve ondan da başarıyla çıkmış bir siyasi parti olarak gurur ve kibirden özenle sakınıyoruz. Tevazua her zamankinden daha fazla dikkat ediyoruz. Millet üçüncü kez ve önceki ikisinden çok fazla bir oy oranıyla bize emaneti yükledi. Bugün sorumluluğumuz ve hassasiyetimiz her zamankinden daha fazladır. Bizim 12 Haziran akşamı yaptığımız helalleşme çağrısı,
üzerimizdeki yükün ağırlığının bir neticesidir. Seçim öncesi ve seçim sürecinde AK Parti tek ve ortak bir hedef haline getirildi. AK Parti‘ye iftiralar atıldı, ithamlar yapıldı. Şahsıma, aile fertlerime, arkadaşlarıma çirkin saldırılar oldu. Daha da öteye geçildi. Şiddet, adeta bir kampanya aracı olarak kullanıldı. Temsilciliklerimiz, araçlarımız, milletvekillerimiz hedef haline getirildi. Bütün bu süreçte ne yazık ki kimse muhalefetin üslubu, tarzı üzerinde durmadı. Bu tartışılmadı, gündeme taşınmadı. Bize
yapılan ağır hakaret ve küfürler görmezden gelindi. Bütün bunlara rağmen biz açık açık haklarımızı helal ettiğimizi ifade ettik. Hiçbir tartışmaya girmek, hiçbir polemik başlatmak niyetinde değilim. 12 Haziran akşamı açılan beyaz sayfa, bizim tarafımızdan asla lekelenmeyecektir. Muhalefetin de bu sayfayı temiz tutmak noktasında en az bizim kadar hassas olacağını umuyorum. Önümüzdeki yeni sürecin polemiklerle, hakaret ve iftirayla, şiddetle değil, uzlaşmayla yapıcı eleştirilerle tamamen demokratik olgunlukla
ilerlemesi en büyük temennimiz. 12 Haziran seçimleriyle başlayan yeni süreç, inanıyorum ki hukukun üstünlüğünün çok daha fazla güç kazanacağı bir süreç olacaktır. Bu süreç aynı şekilde demokrasinin standartlarının daha ileri seviyelere ulaşacağı bir süreç olacaktır. Bugünlerde yaşanan tartışmalar bir kez daha göstermiştir ki, Türkiye yeni bir anayasaya, yasaların da çok ciddi bir reforma her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Dün bizim tek başımıza yürüttüğümüz reformlara karşı çıkanların, işin ucu
kendilerine dokununca hukuk ve demokrasiyi hatırlamaları manidardır. Milli irade üzerinde hiçbir engeli, hiçbir vesayeti, hiçbir gölgeyi asla kabul etmiyoruz. Türkiye bir hukuk devletidir, anayasaya özellikle yapılması gereken değişiklikler noktasında 26 maddelik çalışmamızı biliyorsunuz ve bu çalışmamızda nasıl yalnız kaldığımız milletimizin bilgisi dahilindedir. Yasalara yönelik eleştirilerimiz var, eleştirilerimizin olması, bunlara uymayacağımız, bunları yok sayacağımız, bunları çiğneyeceğimiz anlamına
gelmiyor ve gelemez. Bu eleştirilerimizi konuşuruz, paylaşırız, istişaremizi yaparız ve hep beraber gereken değişiklikleri de gerçekleştiririz. 12 Haziran seçimlerine girerken bizim en büyük projemiz yeni bir anayasa oldu. Bu anayasanın geniş tabanlı bir uzlaşmayla yapılacağı konusunda açık taahhüdümüz var.
Tüm muhalefet partileri, sivil toplum kuruluşları ve medyaya sesleniyorum. Gelin bütün bu ön yargıları bir kenara bırakalım, ön şartları bir kenara bırakalım, geçmişteki olumsuzlukları bir kenara bırakalım, özgürce konuşalım, tartışalım, tekliflerimizi ortaya koyalım. Birbirimizin önünü kesmek değil, birbirimizi tamamlamak için çalışarak mümkün olan uzlaşmanın ürünü bir yeni anayasa metni hazırlayalım.
Çalışmayı en geniş anlamda yapalım. Herkesle konuşalım. Halkımın her bir ferdinin ‘bu benim anayasamdır‘ diyeceği bir anayasayı geniş bir konsensüsle yapalım. En temel sorunlarımızdan biri olan anayasamızı tamamen kendi irademizle yapabileceğimiz dosta, düşmana gösterelim. İçine düştüğümüz tartışmalardan nasıl çıkılacağını da göstermiş olacağız. Aksi takdirde yıllarımız sorunlar, sıkıntılar içinde formül bulma arayışlarıyla geçip gidecek. Kaportası yamulmuş, motoru sürekli tekleyen bu arabayı bırakalım ve
sıfır kilometre yepyeni bir araçla yolumuza devam edelim".
Başbakan katılacağı açılış nedeniyle konuşmasının ardından salondan ayrıldı. Bu arada, Kılıçdaroğlu‘nun Başbakan‘ı konuşması sırasında hiç alkışlamadığı dikkat çekti.
Başbakan Erdoğan Ve Kılıçdaroğlu, Tim‘in 18. Genel Kurulu‘na Katıldı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Türkiye İhracatçılar Meclisi‘nin 18. Genel Kurulu‘na katıldı.



















