Bulgaristan Türklerinin 'Zorunlu Göçü'nün 30. Yılı

Bulgaristan'ın Türklere yönelik uyguladığı asimilasyon politikası nedeniyle 1989 yılında Türkiye'ye 'zorunlu göç' eden Çolakoğlu çifti, o dönem yaşadıklarını anlattı Hüseyin Çolakoğlu: 'Türkçe konuştuğumuz zaman sivil polisler tarafından para cezası kesiliyordu. Benim hanım, balkondan çocukları Türkçe isimleriyle çağırdığı için kapımıza hemen polis geldi. 20 leva ceza yazdılar, aldılar emniyete götürdüler' 'Şimdi bu günleri unutmamamız lazım. İnsan geçmişini bilmedikten sonra geleceğiyle ilgili bir yol çizemez. Biz Türkiye'ye geldiysek, İslamiyeti yaşamak için geldik. Türk'üz diye geldik. Osmanlı torunlarıyız diye geldik'

ŞENGÜL OYMAK - Bulgaristan'ın Türklere yönelik uyguladığı asimilasyon politikası nedeniyle 1989 yılında Türkiye'ye "zorunlu göç" eden Hüseyin Çolakoğlu, "Türkçe konuştuğun zaman sivil polisler tarafından para cezası kesiliyordu. Benim hanım, balkondan çocukları Türkçe isimleriyle çağırdığı için kapımıza hemen polis geldi. 20 leva ceza yazdılar, aldılar emniyete götürdüler." dedi.

Bulgaristan'ın 1984-1989 yılları arasında Türklere yönelik uyguladığı asimilasyon politikasından kaçan yaklaşık 350 bin Türk'ün, Türkiye'ye "zorunlu göçü"nün ardından 30 yıl geçti.

O sene Avrupa'nın 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük "zorunlu göçü" ile karşı karşıya kalan Çolakoğlu çifti, o dönem yaşadıklarını anlattı.

Kocaeli'nin Çayırova ilçesinde yaşayan Hüseyin Çolakoğlu (63), AA muhabirine yaptığı açıklamada, Haskova Akpınar köyünde dünyaya geldiğini belirterek, Bulgaristan'da tekstil fabrikasında çalıştığını söyledi.

Çolakoğlu, fabrikada 3 vardiyada 3 bin kişinin çalıştığını vurgulayarak, 1968 yılında Bulgaristan Komünist partisinin Türklerin, isimlerinin değiştirilmesi ve Bulgaristan'da tek bir milletin yaşaması yönünde karar aldığını aktardı.

O dönem alınan kararların, verilen eğitimlerde anlatıldığına işaret eden Çolakoğlu, "Bizim ırk olarak, millet olarak devletimiz olarak 'Türkiye var' diye bizlere bir şey yapamazlar diye düşünüyorduk. Bu güvenle yaşıyorduk fakat bunlar aldıkları kararları, aşama aşama uygulamaya başladılar." ifadesini kullandı.

-"1968 senesinde Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmesine başlandı"

Çolakoğlu, asimilasyon kapsamında 1968 senesinde Türklerin isimlerinin zorla değiştirilmesine başlandığını aktararak, Türk köylerinin de isimlerinin değiştirilmesi için baskılar yapıldığını bildirdi.

Baskıya uğrayan vatandaşların, ayaklanmaması için asimilasyon çalışmalarının kademe kademe gerçekleştirildiğine işaret eden Çolakoğlu, şunları söyledi:

"20 Kasım 1974 yılında genel olarak isim değişikliği bizim fabrikadan başladı çünkü fabrikada 3 bin kişi çalışıyordu. Yüzde 80'i Türk'tü. Kalkışma olmasın diye fabrikanın etrafından sanki darbe olmuş gibi polisler dolaşmaya başladı. Teker teker içeri çağırmaya başladılar. İçeri giden gelmiyordu. Bulgar şefimiz, 'Bugünden itibaren isimleriniz değişecek fakat kaçma şansınız yok zorluk çıkartmayın.' dedi. O gün insanları kandıra kandıra anlata anlata ikna etmeye çalışıyorlardı. Biz 'Osmanlı torunları değilmişiz Osmanlı Bulgaristan'a geldiği zaman Bulgarları Türkleştirmiş.' Bize bunu tarihi olarak anlatıyorlardı. Bunu duyan bazı arkadaşlarımız işe gelmedi bir daha. Bizler evimize dönünce bu durum Haskova'da duyuldu. Akşam 17.00'ye kadar ikna etmeye çalışmışlar. Kabul etmeyenlere saat 17.00'den sonra güç uygulamaya kalkışıyorlar. Bizim bir arkadaşımız yediği dayaktan dolayı 1 ay işe gelemedi. Bazı arkadaşlarımız da dayaktan sonra mecbur isim değiştirmek zorunda kaldılar."

- "Türkçe konuştuğumuz zaman para cezası kesiliyordu"

Çolakoğlu, bir süre sonra mahallelerin etrafını saran polislerin, askerlerin kimlik kontrolü yaptığını belirterek, kimlik kontrolünde Türklere yeni isimlerinin yazıldığı evrak verildiğini kaydetti.

O süreçte çok zor anlar yaşadıklarını anlatan Çolakoğlu, "Türkçe konuştuğumuz zaman sivil polisler tarafından para cezası kesiliyordu. Benim hanım, balkondan çocukları Türkçe isimleriyle çağırdığı için kapımıza hemen polis geldi. 20 leva ceza yazdılar, aldılar emniyete götürdüler. Şimdi bu günleri unutmamamız lazım. İnsan geçmişini bilmedikten sonra geleceğiyle ilgili bir yol çizemez. Ben Haskova şehrinde en son isim değiştirenlerden biriyim.İsim değişikliğinde sonra benim saçlarım beyazlamaya başladı." diye konuştu.

Baskıların, zorunlu göçü mecbur kıldığını, 33 yaşında Türkiye'ye göç ettiklerini vurgulayan Çolakoğlu, 23 Temmuz 1989 yılında Türk topraklarına ayak bastıklarını dile getirdi.

Kendilerine o dönem çok güzel kucak açıldığını anlatan Çolakoğlu, "1996 senesinden beri burada yaşıyoruz. Hiç geri dönmeyi düşünmedim. Hatta ilk geldiğimde, hanıma eğer biz Türkiye'ye geldiysek, bu İslamiyeti yaşamak için geldik. Türk'üz diye geldik. Osmanlı torunlarıyız diye geldik. Eğer biz İslamiyeti yaşamak için geldiysek, dini vecibelerimizi yerine getirmeye başlayalım ve ömrümüz yettiği kadar buradayız dedik." ifadelerini kullandı.

Çolakoğlu, Bulgaristan hükümetinin eşyalarına ve evlerine el koyduğunu aktararak, yaptıkları araştırma ve girişimler sonucunda 20 dönümlük bir arazilerini geri aldıklarını kaydetti.

Eşi Zekiye Çolakoğlu da 2 çocuğuyla Türkiye'ye göç ettiklerini belirterek, "Bizim geldiğimiz dönem Türkiye çok fakirdi. Evler hep yarım yamalaktı. Şimdi Allah'a şükür çok iyiyiz. Geri dönmeyi asla düşünmedik. Zorluklar çektik ama asla dönmeyi düşünmüyoruz. Zaten zulümden kaçmışım." dedi.

Balkan Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği (BALTÜRK) Genel Sekreteri Günay Uzun da Turgut Özal'ın talimatıyla 1992 yılında Çayırova ilçesine göçmen konutları inşa edildiğini kaydetti.

Yapılan baskıların sonucu olarak 1989 yılındaki zorunlu göçün yaşandığını anlatan Uzun, şunları kaydetti:

"Yaklaşık 350 bin civarında kişinin Türkiye'ye göç etmesiyle neticelenmiştir. 1989 yılında Turgut Özal'ın girişimleriyle başlatılan süreç ve derneklerimizin de kamuoyu oluşturulmasıyla Türkiye'ye, anavatana zorunlu göç olarak sonuçlanmıştır. Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç eden vatandaşlarımızın çoğu köylerde yaşamaktaydı. Adaptasyon süreci belli bir dönem yaşadılar. Bulgaristan'dan gelen Türkler, ibadet konusunda da sorun yaşıyorlardı, ibadetlerini yerine getiremiyorlardı, dillerini konuşamıyorlardı, çocuklarına dahi Bulgarca seslenmek zorunda kalıyorlardı. Biz bu süreci Türkiye'ye geldikten sonra aştık, Türkiye'ye adapte oldular. Vatandaşların kucak açması, devlet yetkililerinin göçmenlere sağlamış olduğu kolaylıklarla bu süreç çok kolay şekilde aşıldı."

Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile