Başkanlık tartışmaları gündemdeki yerini korurken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun başkanlık tartışmaları üzerinden "Rejim değiştirilmek isteniyor" sözlerine yanıt gazeteci-yazar Latif Şimşek'ten geldi.
Latif Şimşek son yazısında Kılıçdaroğlu'nun bu tartışmalı sözlerini değerlendirirken şu ifadeleri kullandı;
İki hafta önce.
CHP Genel Merkezi`nde Parti Meclisi Toplantısı.
Tek gündem maddesi, Başkanlık sistemi ve Recep Tayyip Erdoğan.
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, toplantıyı açarken yaptığı konuşmaya, “Türkiye adım adım başkanlık sistemine gidiyor ve biz bunu engelleyemiyoruz. Erdoğan tek adam olmak istiyor. MHP ve Bahçeli Ak Parti`nin değirmenine su taşıyor. Ne yaparsak yapalım Erdoğan`a karşı etkili bir halk cephesi oluşturamıyoruz. Amaçları rejimi değiştirmek” diyerek başlıyor.
Tartışma böylece başlıyor. Üç saatten fazla süren Parti Meclisi`nde, “Önümüzdeki süreçte Erdoğan ve Ak Parti`nin Cumhuriyet rejimini değiştirme amaçları olduğunu, hedefin Cumhuriyet olduğunu etkili bir şekilde anlatalım” kararı çıkıyor. Alınan bir başka karar da, hem parti olarak, hem de CHP`ye yakın sivil toplum örgütleri aracılığıyla, Avrupa`da da, “Erdoğan`ın hedefi Cumhuriyet” algısını pekiştirmeye çalışmak. CHP`deki sevgili “Baykuş” umun bana aktardıkları bunlar.
CHP Parti Meclisinde alınan karar uyarınca düğmeye basıyor. Kılıçdaroğlu, 13 Kasım Pazar günü, partisinin Anayasa Çalıştay`ında vakit geçirmeden planı uygulamaya başlıyor: “Hedeflerinde rejim değişikliği var.” Ardından, Almanya`nın Köln şehrinde Aleviler , bir protesto gösterisi düzenliyor.Tüm konuşmacıların altını çizdiği konu, “Cumhuriyet tehlikede, Türkiye Şeriat rejimine gidiyor”vurgusu. Kılıçdaroğlu, bu söylemlerle, laik-kemalist-solcu-ateist-deist-Fetöcü-PKK`lı kitleleri sokağa dökerek bir cephe oluşturmak, kelimenin tam anlamıyla isyan çıkarmak istiyor. Ama görüyor ki; kendisinden ve üç-beş CHP yöneticisinden başka kimse, Türkiye`de bir rejim değişikliği yaşanacağına inanmıyor. Kılıçdaroğlu bu düşüncesine kendi tabanını bile inandıramıyor. Çünkü, Kılıçdaroğlu sistem değişikliği ile rejim değişikliğini birbirine karıştırıyor. Zaten Devlet Bahçeli`nin çıkış noktası da bu değil miydi? Bahçeli ne diyordu: “Sistem tıkanmıştır, Türkiye`nin önünü açmak gerekir”. Bahçeli, Anayasa değişikliğini görüşme ve gerekirse halka götürme konusundaki desteğini bu gerekçeye dayandırıyordu. Ve oldukça da haklıydı. Mevcut Anayasa, Cumhurbaşkanına, Bakanlar Kurulu`na başkanlık etmek de dahil çok geniş yetkiler veriyordu. Yapılacak iş, Bahçeli`nin deyimiyle, zaten 90 yıldır uygulanan fiili durumu, anayasal çerçeveye oturtmaktan başka bir şey değildi.
Aslında, Türkiye`de sistemin tıkandığını ve kabuğunu kırmak zorunda olan Türkiye`nin bir çıkış yolu bulmak zorunda olduğunu Kılıçdaroğlu da biliyor. Kılıçdaroğlu, sistemin değişmesinden değil, sistemi Ak Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan`ın yönetecek olmasından rahatsız. Bakıyor; anketler, gidişat, seçimler… Halk, Erdoğan ve Ak Parti`den vazgeçmiyor. 2002 Kasım seçimlerinde DSP-CHP ve HDP`nin toplam oyu yüzde 25`i ancak buluyordu. Bakıyor, son 10 yıldır yapılan seçimlerde CHP yerinde sayıyor. Halkın Cumhurbaşkanı Erdoğan`a desteği yüzde70`lere dayanmış. CHP`nin yaptırdığı anketlerde bile oyları yüzde 20`yi ancak geçebiliyor. İşte böylece, iktidara gelme umudunu tamamen kaybeden Kılıçdaroğlu, koltuğunun sallandığının da bilincinde. Tek umudu var. Becerebilirse, halkı sokağa dökerek, Mısır`da olduğu gibi seçilmiş iktidarı ve seçilmiş Cumhurbaşkanı`nı devirmek. Sonrasını, Kılıçdaroğlu bile bilmiyor… Aslında bu düşüncesi, söylemi ve beklentileriyle, rejimi değiştirme düşüncesinde olan kesinlikle Kemal Kılıçdaroğlu`dur. Seçimle, Erdoğan`ı yıkamayacağını anlayan Kılıçdaroğlu, seçimlerin olmadığı bir sistemle Erdoğan`dan kurtulmayı amaçlıyor. Kılıçdaroğlu`nun bu yöndeki denemelere verdiği destek ortada. 17-25 Aralık Darbe Girişimi`nden başlayarak, Gezi Kalkışması`na, 15 Temmuz İşgal Girişimi`ne örtülü onay veren Kılıçdaroğlu için tüm bunlar kaçırılmayacak fırsatlardı. Hepsinde de hevesi kursağında kalınca, kendi ayaklanmasını dayatmaya çalıştı. Ancak, yine eli boş kaldı.
Türkiye`de aslında 93 yıldır yaşanan rejim kargaşası değil, sistem çıkmazıdır. 1923`de Cumhuriyet`in ilan edilmesiyle Türkiye, “Rejim” tercihini yapmış, ancak “sistem” hep değişime uğramıştır.
1946`ya kadar tek partili sistem (CHP).
1960`a kadar çok partili sistem.
1960`da darbe sistemi.
1971`e kadar çok partili sistem.
1971`de muhtıra sistemi.
1980`e kadar çok partili sistem.
1980 darbe sistemi.
1997`ye kadar çok partili sistem.
1997 Post Modern Darbe Sistemi.
2007`ye kadar çok partili sistem.
2007, Milleti temsil eden TBMM`ye Cumhurbaşkanını seçtirmeme ve E- Muhtıra sistemi.
2008, Dünyada ilk kez bir iktidar partisine açılan kapatma davası sistemi.
2014, Cumhurbaşkanı`nı halkın seçtiği sistem.
2016 (15 Temmuz), Seçilmiş Cumhurbaşkanını ve seçilmiş meclisi devirmek isteyen hainlerin, işgal girişiminde bulunmalarına, ortam sağlayan sistem.
Ve çok partili ilk seçimlerin yapıldığı 1946`dan, Ak Parti`nin işbaşına geldiği 2003 yılına kadar, tam 52 hükümetin değiştiği bir sistem. Nerdeyse, Türkiye`de her yıl bir hükümet değişmiş.
İşte Kılıçdaroğlu`nun devam etmesinden yana olduğu sistem bu. Avrupa ve ABD`nin her üflediğinde devrilen iktidarlar. Her yıl sandıkların kurulduğu erken seçimler. İMF`nin kapısında “70 cent” dilenmeler. CİA`nın her istediğinde darbe yapan TSK. Milletvekili transferleriyle, Perşembe Pazarı`na dönen meclis yapısı. Terör örgütleriyle mücadelesinde, 40 yılda 40 arpa boyu yol alamayan iç ve dış güvenlik kuruluşları. Başbakan`ına küfreden generallerin, cezalandırılmak yerine taltif edildiği ve alkışlandığı bir yönetim sistemi.(General Osman Özbek`in Rahmetli Erbakan`a ettiği aşağılık küfür.Rahmetli Ecevit`e de etmiş olsa yine aşağılık bir küfür olurdu).
Bu örnekler çoğaltılabilir.
Türkiye`nin sistem değişikliğine gitmesi kaçınılmazdır. Cumhuriyet Rejimi`ne bağlı, üniter yapısını koruyan bir Türkiye`nin sistem değişikliğine gitmesinin korkutucu bir yanı yoktur. CHP`nin, felaket tellallığı yapmak yerine, oluşturulacak sisteme katkıda bulunması, çekincelerini dile getireceği toplantılara katılması hem CHP hem ülke yararına olacaktır. Çünkü, CHP istese de istemese de sistem değişikliği, referanduma gidecek. CHP sadece, “Erdoğan diktatör olacak” türünden ezberlenmiş bir söylemle halkın önüne çıkarsa kendi kaybeder. Bunun yerine, yapılacak sistem değişikliğine katkıda bulunmak, hem siyasal duruş, hem de ülke sorumluluğu anlamında yerinde bir yaklaşım olacaktır.
Latif Şimşek: Kılıçdaroğlu rejimi değiştirmeye çalışıyor
Usta gazeteci yazar Latif Şimşek "Kılıçdaroğlu rejimi değiştirmek istiyor" ifadelerini kullandı.



















