A) - 24.10.2011 - TBMM`de geçen dönem kurulan Deprem Komisyonunun raporunda, deprem gerçeğindeki sorunun, salt proje ve malzeme teknolojisi seçimine indirgenemeyeceği belirtilerek, depreme dayanıklı yapı üretim süreci, standartlara uygunluğu sağlayacak denetim sistemi ve yapı sigorta sisteminin geliştirilmesinin önemine işaret edildi
Deprem Riskinin Araştırılarak Deprem Yönetiminde Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunca hazırlanan raporda, komisyona ulaşan sorunlara ve çözüm önerilerine yer verildi
Dünyada, afet yönetiminin, ``zarar azaltma``, ``hazırlık``, ``müdahale``, ``iyileştirme`` ve ``yeniden yapım`` şeklinde 5 evreden oluştuğuna işaret edilen raporda, Türkiye`de ise afet yönetimi denince akla ilk olarak ``müdahalenin`` geldiği, gelişmiş ülkelerde ise afet yönetiminin, 5 evrenin tamamını içine aldığı belirtildi
Afetlerle karşılaşıldığında, eylem kararlarının yerel yönetimler yerine, üst düzey karar vericiler tarafından alındığı, imar düzenlemelerinde afet konusunun ihmal edildiği, afet ve imar düzenlemelerinin, birbirinden bağımsız ve yabancı hale getirildiği, imar planlaması ve yapı üretiminin, gerçek denetim biçimlerinden uzak kaldığı, yönetsel ve teknik uygulama denetiminin kurulamadığı belirtildi
Raporda yer alan afet yönetimine ilişkin sorunlar arasında, imar planlamasındaki kanun ve yönetmeliklerin, kaynak geliştirme, örgütlenme, fiziki düzenleme, işletme konularında etkin yaptırıma sahip olmaması da yer aldı
Türkiye`de afetlere ve deprem tehlikesine ilişkin düzenlemelerin yetersizliklerinin, yakın geçmişte çok sayıda araştırmaya konu olduğu, bu konuda çeşitli mevzuat çalışmaları yapıldığı, ancak uluslararası alanda kabul edilen afet politikalarının Türkiye`de tam olarak kabullenilemediği vurgulandı
Tekil yapı güçlendirme işlemlerinin piyasada yaygınlaştırılması amacıyla başvurulan yöntemlerin de bir çok nedenle yetersiz kaldığının ifade edildiği raporda, buna neden olan etkenler şöyle sıralandı: Şehirlerimizde üretim teknik özellikleri bilinmeyen, ruhsatsız, yaygın bir kaçak yapı stoku vardır. İstanbul`da yüzde 70 düzeylerinde olduğu belirtilen bu yapı stokunun güçlendirilmesinin hem teknik olarak hem de yasal açıdan olanaksız olduğu düşünülmektedir
Güçlendirilmiş yapıların depremde direnç göstereceklerine ilişkin bir teknik güvence verilememekte, bu da talebin gerilemesine yol açmaktadır
Güçlendirme projelerinde kısmi yoğunluk artışları gerekebilmekte fakat imar izni alınması olanaksız olabilmektedir
Piyasa ortamında güçlendirme yapılan taşınmazların değerlerinde artış değil, tersine değer kayıpları yaşanmaktadır
-``En büyük sorumluluk inşaat sektörüne düşüyor``- Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırma Enstitüsü ile Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı Deprem Dairesinin, ulusal çapta sismik ağ işletimi görevlerini yürüttüğü ancak kurumlar arası gereken koordinasyon ve işbölümü sağlanamadığı ifade edildi. Bu nedenle gerçek anlamda bir Ulusal Sismik Ağ işlevi görevinin yerine getirilemediği, bu şekildeki koordinasyon eksikliğinin de karışıklığa yol açtığı ifade edildi
Bugünkü teknolojinin, depremleri önlemek hatta önlem alınabilecek kadar bir süre öncesinden belirlenmesine dahi olanak vermediğine işaret edilen raporda, bu koşullarda deprem zararının en alt düzeye indirilmesinde en büyük sorumluluğun inşaat sektörüne düştüğü belirtildi
Komisyonun bazı illerde yaptığı yerinde inceleme çalışmalarında, çevre düzeni planlarında afetlerle ilgili tedbirleri içeren kararların bulunmadığı tespitine de yer veren raporda, yerleşmelerin bölgesel, kentsel ve kırsal ölçeklerine göre afet tehlike bilgileri belirlenmediği ifade edildi
Raporda, ``Ülkemizdeki her tür yapının (bina ve bina dışı yapıların) afete duyarlı olmasını sağlayacak kuralların eksikliği veya kurumsal dağınıklığın yarattığı belirsizlikler düşünüldüğünde, İmar Kanunu hükümlerini zedelemeden, yapı konusundaki boşlukları dolduran ve tanımsal anlamda bir yapı sistematiği getiren Yapı Kanunu`na ihtiyaç duyulmaktadır`` denildi
-``Risk azaltmaya katkı sağlamıyor``- Zorunlu Deprem Sigortasında, poliçe satışlarından elde edilen gelirlerin yaklaşık yüzde 50`sinin reasürans ve harcamaları ile tüketildiği, yetersiz birikimlerle bu sistemin, bugün hiçbir yönüyle risk azaltmaya katkı sağlamadığı, toplumda bu yönde eğilimler oluşturulmasını desteklemekten uzak kaldığı kaydedildi
DPT`nin 2010 Yılı Programı`na göre, toplam konut stoku içindeki sigortalı konut sayısının payının yüzde 20 seviyelerine ulaştığının ifade edildiği raporda, ``Aynı program içinde, muhtelif yıllarda meydana gelen depremler sonrasında özel kanunlar ile kamu tarafından afet konutu yapımının tekrar üstlenilmesi, toplumda sigorta yaptırma kültürünün gelişmemesi, sunulan teminatın ve primlerin risklere göre farklılaşmaması ve sigorta yaptırmayanlara yönelik yaptırımların eksikliği gibi nedenlerden dolayı sigorta sisteminin yaygınlaştırılamadığı tespit edilmiştir. Yapı denetimi modeli içine sigorta sisteminin yerleştirilemediği düşünülmektedir`` denildi
Türkiye`de, hızlı kentleşme sonrasında izinsiz ve denetim dışında gerçekleştirilen yapıların, yüksek riskler taşıdığına işaret edilen raporda, şehirlerin büyütülmesinden çok mevcut yapı stokunun dayanıklı duruma getirilmesi, yerel özelliklerin korunması ve niteliksiz kentsel çevrelerin iyileştirilmesiyle ilgili konuların, yakın dönem kalkınma hedeflerinin başına alınması gerektiği vurgulandı
-``Risk yönetimi için özel fon``- Tekil yapı güçlendirme girişimlerine değil, toplu kentsel yenilemelere yönelmesinin çok önemli olduğu ifade edilen raporda, şu öneriler getirildi: ``Toplu kentsel yenileme konusunun mevcut kanunlarla gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği konusunun incelenmesi ve gerekiyorsa yeni bir kanun tasarısı süreci içinde hükümlendirilmesi veya Dönüşüm Alanları Hakkında Kanun Tasarısı içinde yer almasının sağlanması yararlı olacaktır
Ülkemizde depreme dayanıklı yapı tasarımı ifadesinden, taşıyıcı sistemde düzen, karmaşık olmayan basit geometrik formların tercih edilmesi, betonarme yapılarda uygun yerlerde perde duvar kullanımı anlaşılmaktadır. Oysa ki depreme dayanıklı yapı tasarımında deprem riskinin yanında, rüzgar ve dalga etkileri, çevresel etkiler, yapı üzerinde meydana getirdiği titreşimlerin kontrolü de ele alınmalıdır
Günümüzde çok çeşitlenen gereksinimlere göre tasarım yapabilmek konusunda bilgisayar teknolojisi, matematiksel modellemelerin ve hesaplama yöntemlerinin kullanımına olanak vermektedir. Yapı teknolojisinde çok yaygın olarak kullanılan klasik betonarme çerçeve sistemi yerine kullanılabilecek alternatif yapı sistemlerinin devreye girmesi düşünülebilir. Tünel kalıp sistemi bu alternatif teknolojiden birisidir. Deprem gerçeğindeki sorunu salt proje ve malzeme teknolojisi seçimine indirgemek de yanlış bir yol olacaktır. Depreme dayanıklı yapı üretim süreci, mesleki sorumlulukların geliştirilerek standartlara uygunluğu sağlayacak denetim sisteminin ve yapı sigorta sisteminin geliştirilmesi önem arz etmektedir
Her tür kurum ve kuruluşun sorumlulukları ayrı ayrı belirlenmek suretiyle, ülkemizdeki kurumsal afet sorumluluğu hususu yaptırımcı bir düzenleme ile ele alınmalıdır. Ayrıca, toplumda her vatandaşın ikinci görevi olarak tanımlanacak bir deprem sorumluluğu hususu gündeme getirilmelidir
Deprem zararlarının azaltılması amacıyla yapılan çalışma ve girişimler için kaynak geliştirici modellerin kullanılması sağlanmalıdır. Risk yönetimi için özel bir fon kurulması; projeler için ucuz kredi, vergi ve harç kolaylıkları getirilerek, halkın teşvik edileceği ve projelere katılımı cazip hale getirecek modeller önem taşımaktadır
Afet ile ilgili çalışmalarda, kurumlar arası koordinasyon eksikliği bulunmaktadır. Konuların ve kurumların önceliklerinin belirlendiği; birlikte çalışma esaslarını ve performansının ölçülmesini sağlayacak bir koordinasyon anlayışı ve koordinasyon hukuku geliştirilmelidir.`` (MLT-KUD)
Meclis De Depreme Dikkat Çekmişti
Depreme dayanıklı yapı üretim süreci, standartlara uygunluğu sağlayacak denetim sistemi ve yapı sigorta sisteminin geliştirilmesinin önemine işaret edildi TBMM (A.



















