Nilüfer'de sağlık sempozyumu

Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı, Nilüfer Belediyesi ve Bursa Tabip Odası'nın birlikte düzenlediği “Sağlık Reformlarının Sağlık Yönetimine Etkileri Sempozyumu” sona erdi.

19-21 Kasım tarihleri arasında Nilüfer Belediyesi Konak Kültürevi’nde gerçekleştirilen sempozyuma Türkiye’nin çeşitli illerinden 105 kişi katıldı. Türk Tabipleri Birliği Halk Sağlığı Kolu toplantısı ve ardından “Sahada Neler Oluyor?” başlıklı atölye çalışması ile başlayan 3 günlük sempozyum boyunca, neoliberal sağlık reformlarının sağlık yönetiminin temel ilkelerine etkileri ve SARS, kuş gribi, domuz gribi, Kırım kongo kanamalı ateşi gibi vaka örnekleri ile ilişkisi, Türkiye’de sağlık yöneticilerinin yetiştirilmesi, yönetim anlayış ve değişiklikleri, sorun ve çözüm yolları tartışıldı.

İlgiyle izlenen sempozyumun sonuç bildirgesinde 1961 yılında yürürlüğe giren “Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun”un, sağlığı insan hakkı ve sağlık hizmetini de devletin görevi olarak gördüğü, ancak 1980’den sonra sağlığın piyasalaştırıldığı ifade edildi.
Bu yaklaşımın DPT’nin 5 yıllık kalkınma planlarında da görülebileceğinin vurgulandığı bildirgede, “Kalkınma planlarında artan dozda olmak üzere sadece özel sektör teşviki değil, kamu sağlık hizmetlerinin de modern işletme esaslarına göre yönetilmesi dile getirilmiştir. Sekiz ve dokuzuncu kalkınma planları sağlığın metalaşmasının önündeki tüm engelleri yok eden düzenlemelerle doludur. Kalkınma planlarında sağlık hizmetinin kapitalist ilişkilerle yürütülür hale gelmesinin önü açılmaktadır. 1980 sonrası kalkınma planlarında, sağlık hizmetlerinin doğrudan sermaye birikimine hizmet eden düzenlemeleri ve siyasi hegemonya fonksiyonları ön plana çıkmakta, sınıf mücadelesi ekseninde sermayenin uzun süreli çıkarlarını gözettiği görülmektedir” denildi.

Sağlığa neoliberal yaklaşımın, kuralsızlaşma, serbestleştirme, yerelleştirme ve özelleştirme olarak nitelendirildiği sonuç bildirgesinde ayrıca şu ifadelere yer verildi:
“Amaç, devletin rolünü, hizmet sunmaktan çok düzenleyici ve satın alıcı duruma getirmektir. Sağlığı hak olarak gören 1961 anayasasındaki devlete ödevler yükleyen sosyal devlet anlayışı, düzenleyici devlet anlayışı ile yer değiştirmiştir. Neoliberal reformlar kamu sağlık kurumlarını kar-zarar mantığı ile çalışan özel işletmelere dönüştürmektedir. Küçük bir azınlık dışında toplum için yarar sağlamayacak, var olan eşitsizlikleri derinleştirecek olan, kuramsal ve uygulamada henüz tamamlanmamış sağlıkta dönüşüm sürecindeki ısrarın arkasında Dünya Bankası, IMF gibi kapitalist örgütlerin baskısı vardır. Neoliberal sağlık reformları, rekabete dayalı piyasa ortamı, istihdam biçimi ile düşük ücret, sosyal güvencesiz, sendikasız çalışma, uzun çalışma saatleri ile sömürüyü arttırmakta sağlık çalışanlarının da sağlığını tehdit etmektedir. Neoliberal sağlık reformlarının, sağlık yönetiminin tüm bileşenlerindeki olumsuz etkisi açıkça görülmektedir. Neoliberal sağlık politikaları hem doğrudan sağlıksızlığa sebep olmuş, hem de yarattığı kar amaçlı işletmeler vasıtasıyla sağlıktan para kazanılmasının yolunu açmıştır. Üstelik yaşanan sorunların sorumlusu olarak sağlık çalışanlarının gösterilmeye çalışılması, halk ile karşı karşıya getirilmesi eğilimi de artmaktadır. Küreselleşen sağlık tehditleri ile beklenenden kötü sağlık göstergelerimizin temelinde neoliberal politikalar doğrultusunda düzenlenen sağlık reformları ve kötü yönetim yatmaktadır. “
Ana Sayfa
Manşetler
Video
Yenile